Madencilik sektörü lokomotif bir sektördür

08 Haziran 2015 Pazartesi 13:12
Madencilik sektörü lokomotif bir sektördür
Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden mekanizasyonu ve Teknolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Niyazi Bilim ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlerle paylaşıyoruz.

Dünyada iki sektör var ki; 1 yıl üretim yapmama kararı alırsa, tabiriz caizse “dünya durur” bu sektörler madencilik ve ziraattır” diyor Niyazi Bey… Maden sektörüne yönelik bilgilerini bizlerle paylaşan Doç. Dr. Niyazi Bilim; maden sektöründe kullanılan teknolojiden tutun da üniversitelerde uygulanan müfredat ve eğitim sistemine; Türkiye’de maden sektöründe eksikliği hissedilen makinalardan tutun da maden sektörünün geleceğine kadar merak edilen herşeyi sizler için anlattı.

Sorularımıza geçmeden önce bizlere kendinizden bahseder misiniz?

1975 yılında Sivas’ta doğdum. Cumhuriyet Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra Selçuk Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak devlet hizmetine başladım. Aynı üniversitede yüksek lisans ve 2007 ve doktora eğitimini tamamladım. Halen Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Maden Mühendisliği bölümü bünyesinde bulunan “Maden mekanizasyonu ve Teknolojisi Anabilim Dalı” ında başkanlığını yürütmekteyim. Evli ve iki çocuk babasıyım. Birçok ulusal ve uluslararası dergilerde makalelerim, kitap içinde bölüm yazarlıklarım, proje yürütücülüklerim gibi bilimsel faaliyetlerim bulunmaktadır. Ayrıca “Madencilik Türkiye” dergisinde editörlük yapmaktayım. Madencilik alanının dışında da bir de “iş sağlığı ve güvenliği” alanında uzmanlığım bulunmakta olup, A sınıfı iş güvenliği uzmanıyım. Bunların dışında, ülkemizin maden ve enerji politikalarını yakından takip eden ve konuda çalışmalar ve fikirler üreten bir kişiyim diyebilirim.

Uzmanlık alanınız nedir, hangi alanlarda çalışmalarınız var, kısaca bahseder misiniz?

Uzmanlık ve çalışma alanlarım: Maden işletme yöntemleri, maden mekanizasyonu, madencilikte otomasyon, tünel açma, maden ekipmanları, doğal taş üretim ve işleme teknikleri, iş sağlığı ve güvenliği, enerji ve maden politikaları…

Türkiye’de maden sektörünün genel durumu hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? Türkiye’yi gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Sizce sektörün gelişmesi adına yapılması gerekenler neler?

Ülkemiz madenciliğini hem teknolojik açıdan hem de üretim miktarları açısından dünya madenciliği ile kıyasladığımızda orta sıralara yakın bir yerlerde olduğumuzu söyleyebiliriz. Maden rezervlerimiz bakımından rekabet gücümüzün iyi olduğu kabul edilebilir.

Ülkemiz bazı maden rezervleri açısından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Özellikle dünyadaki rezervinin % 72’sinin ülkemizde olduğu kabul edilen bor, dünya rezervinin % 33’ü ülkemizde olduğu tahmin edilen doğal taş, % 23’ü ülkemizde olan feldspat, % 20’si ülkemizde olan bentonit, % 15 ülkemizde olduğu tahmin edilen toryum, % 45 ülkemizde olan perlit ve dünyada rezerv açısından ilk 10 içerisinde olduğumuz trona, linyit, altın, krom, manyezit, nadir toprak elementleri, zeolit, antimuan, lületaşı, gibi madenlere sahip olduğumuz bilinmektedir. Ülkelerin kalkınmasında, ekonominin gelişmesinde ve işsizliğin azaltılmasında madencilik sektörünün önemli bir payı bulunmaktadır. Çünkü maden üretiminin yapıldığı bölgede aynı zamanda elde edilen ürünleri işlemek için değişik fabrikalarda kurulmaktadır. Kısacası madencilik sektörü lokomotif bir sektördür. Ülkelerin gelişmesi ve dışa bağımlılığın azalması açısından en fazla katma değer üreten sektörlerin başında gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde gayri safi milli hasıla içinde madenciliğin payı Rusya’da % 22, Güney Afrika’da % 6,5, Avustralya’da % 6,5, ABD’de % 5 Almanya’da % 4 iken ülkemizde ise % 1,5 düzeyindedir. Dünya ortalaması ise % 2’dir. Maden çeşitliliğimiz ve rezervlerimiz ile kıyaslandığında dünya ortalamamasının bile altında kalmış olmak sektörde bir sorunun olduğunu göstermektedir Görüldüğü gibi ülkemizde kaynakların yoğunluğuna rağmen potansiyelimiz yeteri kadar değerlendirilememektedir. Ülkemizdeki maden rezervleri ve çeşitliliğimiz iyi olmasına rağmen bulunduğumuz konum istenen seviyelerde değildir. Daha iyi konumlarda olmamız gerektiğini düşünüyorum. Sahip olduğumuz doğal kaynaklar bakımından birçok ülkeye kıyasla çok daha şanslı olmamıza rağmen şu ana kadar bu kaynakları yeterince iyi aramamış ve değerlendirmediğimiz görünüyor. Madencilikte istenilen yerlerde bulunmadığımızdan dolayı da bu durum ülkemizin ekonomisini olumsuz etkilemekte, işsizliğin artmasına neden olmakta, ithal edilen madenler nedeniyle dış borçlanma artmakta ve cari açığımız büyümektedir. Bu durumdan kurtulabilmek için ülkemizdeki maden rezervlerinin hızlı ve etkili bir şekilde üretilmesine ağırlık verilmesi ve yeni rezervlerin bulunmasına ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Madencilikte en zayıf noktalarımızdan birisi de, uzun vadeli maden arama faaliyetlerine yeterli risk sermayesini ayırmamamızdır Bir örmek vermek gerekirse; Türkiye’nin 75 yılda gerçekleştirdiği maden arama sondajını Kanada 2 yılda, Avustralya 3 yılda gerçekleştirmektedir. Ülkemizin genelinde halen ayrıntılı bir arama çalışması yapılmamıştır. Başka bir ifade ile halen yerimizin altında ne tür zenginliklerimiz var bunu tam olarak bilmiyoruz. Çünkü ülkemiz genelini el alırsak ortalama yeraltının 200 - 300 m derinliklerinde neler olduğunu biliyoruz, ama daha derinlerde neler var bunların ayrıntılarını bilmiyoruz. Dolayısıyla arama çalışmalarına hız verilerek tüm yeraltı zenginliklerimiz gün yüzüne çıkarılmalı ve ülke ekonomisine kazandırılmalıdır.

Buraya kadar anlattıklarımızı bir örnekle desteklemek gerekirse; bilindiği gibi Rusya’da 1990 yılların başında büyük bir ekonomik kriz çıkmıştır. Rusya bu krizi petrol, kömür ve doğal gaz rezervlerini devreye koyarak, dış ülkelere bu tür maden ürünlerinin satışına ağırlık vermiş ve bu krizden kolaylıkla çıkmıştır. Şimdi düşünelim eğer Rusya’nın doğal zenginlikleri olmasaydı bu krizden bu kadar kolay çıkabilir miydi? Bence biz bu durumdan bir ders çıkarmalıyız herhangi bir kriz ortamı oluşmadan maden kaynaklarımızı devreye almalıyız.

Ülkemiz maden rezervleri açısından iyi bir yerde sayılabilir olduğunu belirtmiştik. Fakat bundan da önemlisi maden çeşitliliğimizdir. Bugün dünyada sıklıkla ticareti yapılan 90 tip mineralin 77 tanesi ülkemizde bulunmakta ve 60 tanesinin de aktif olarak üretimi yapılmaktadır. Ülkemiz maden çeşitliliği bakımından dünyada 10. sırada yer almaktadır. Fakat üretimde ise 28. sıralarda bulunmaktadır. Gönül ister ki; üretimde çeşitlilik ile eşdeğer bir durumda olsun. Bilindiği gibi kendi öz kaynaklarını kullanmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Kalkınsa bile uzun soluklu olmayacağı kesindir. Madenler ise ülkelerin kalkınmasında en büyük paya sahiptir. Çünkü bir ülkede hammadde olmadan gelişmelerin sağlanması pek mümkün değildir. Dünyadaki gelişmiş ülkelerin neredeyse hepsinin (Japonya hariç diyebiliriz) önemli miktarlarda maden rezervleri olan ülkeler olduğu bilinmektedir. Çünkü herhangi bir işleme tabi tutmadan para eden tek şey madendir. Ayrıca bilindiği gibi günümüzde ve gelecekte dünyada enerjinin öneminin çok önem arz eden bir konu olacağı ve dolayısıyla enerji üreten ülkeler bir güç odağı olacağı kesindir. Bugün dünyada enerji sektörünün olmazsa olmazları kömür, doğal gaz, petrol, uranyum ve toryumdur. Yenilenebilir enerji kaynakları dünyada % 3 civarında kullanılmaktadır. Buradan da anlaşılacağı gibi maden endüstrisi enerji sektörünün de bir vazgeçilmezidir. Sonuç olarak madenciliğin gelişmesi için çok iyi bir plan hazırlanmalı ve bu kısa sürede devreye konulmalıdır.

Ülkemizdeki Maden ekipmanları ve teknolojileri üreten firmalar yeterince Ar – Ge çalışması yapıyorlar mı? Firmalarımızın bu alandaki gelişmişliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Maden ekipmanları konusunda Türkiye’de genellikle doğal taş ekipmanları ve sondaj ekipmanları üreten firmalarımız bulunmaktadır. Bunların dışında farklı maden ekipmanı üreten firmaların sayıları oldukça azdır. Özellikle teknolojik araştırma yani Ar-Ge gerektiren maden ekipmanlarının birçoğunu yurtdışından ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu ekipmanların yurt dışından ithal edilmesi nedeniyle, hem döviz kaybına uğramaktayız hem de oldukça pahalı bir fiyata ülkemize gelmesi nedeniyle ürettiğimiz her bir birim ton cevher başına düşen maliyette artmakta ve dolayısıyla üretmiş olduğumuz cevheri yurtdışına satarken rekabet şansımızı da zora sokmaktayız. Özellikle yüksek maliyetler ödediğimiz maden ekipmanlarının ülkemizde üretilmesi için devletin ön ayak olması ve özel sektöre de teşvikler verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ülkemizde sık kullanılan ve pahalı olan maden ekipmanlarının (kazıcı, öğütücü, taşıyıcı makineler vb) üretimi çok çok azdır. Doğal taş üretim ve işleme ekipmanı ve sondaj ekipmanları üreten firmalar konusunda ise iyi bir yere doğru gittiğimizi söyleyebiliriz. Bu umut verici ve sevindirici bir durumdur. Fakat bu firmaların dünya ile rekabet edecek düzeye gelebilmeleri için Ar-Ge faaliyetlerine ağrılık vermeleri gerekmektedir. Doğal taş ekipmanı üreten firmaların çoğu küçük işletmeler olduğundan ve genellikle aile şirketi mantığıyla hareket ettiklerinden dolayı Ar-Ge yatırımlarına çok fazla önem vermektedirler.

Dünyada bilinen bir gerçek var ki; teknolojiye ne kadar para harcarsanız size dönüşü de bir o kadar fazla olacaktır. Özetle maden ekipmanı üreten şirketlerin artması ve aktif üretim yapan şirketlerimizin de üniversitelerden veya Ar-Ge kuruluşlarından destekler alarak yeni ve teknolojik ürünler geliştirme aşamalarına girmeleri gerekmektedir.

Maden sektöründe gelişmiş teknolojiyi kullanmanın avantajları neler? Bu alanda hangi ülkeyi örnek gösterebiliriz?

Günümüzde maden mekanizasyonuna ve otomasyona tüm ülkeler geçmek için çaba sarf etmektedirler. Çünkü mekanizasyon ve otomasyon teknolojilerini kullandığımız takdirde, ürettiğiniz birim ton başına düşen üretim maliyeti daha düşük olmaktadır. Bu durum daha fazla para kazanmanıza ve diğer ülkelerle daha iyi bir rekabet edebilmenize olanak sağlamaktadır. Bir diğer önemli avantajı iş güvenliğini daha iyi sağlanabilmesidir. Günümüz dünyasında bu sebeplerle artık madencilikte teknolojinin kullanılması kaçınılmaz bir hal almıştır. Aksi taktirde rekabet şansınızı kaybedebilirsiniz. Dünyada maden teknolojilerini çok iyi bir şekilde Avustralya, Kanada ve Amerika ve kullanmaktadır. İnanmak biraz zor ama insanların hiç çalışmadığı birkaç maden işletmesi de bulunmaktadır.

Türkiye’deki üniversiteler maden teknolojileri konusunda ne gibi çalışmalar yapıyor? Özellikle üniversite bünyesinde yapmış olduğunuz çalışmalar neler?

Ülkemizdeki maden mühendislikleri bünyesinde “Maden Mekanizasyonu ve Teknolojisi” Anabilim dalı bulunduran bölümler geçtiğimiz son 10 yılda birkaç taneydi. Sebebi ise bu konuda yetişmiş ve uzmanlaşmış araştırmacıların ülkemizdeki azlığından dolayıydı. Ama artık ülkemizde bu konuda yetişmiş araştırmacıların artması sebebiyle bu anabilim dalı ve dolayısıyla araştırmacı da ülkemizde artmıştır. Geçmiş yıllarda yeraltı kazılarında, özellikle de tünel kazılarında maden mühendislerinin yeri az iken artık dünya da olduğu gibi ülkemizde de tünel kazılarında maden mühendisleri çalışmaktadır. Doğru olanda zaten böyle olması gerekirdi. Çünkü ülkemizdeki mühendislik eğitimleri içinde yeraltındaki bir boşluğu ayakta tutabilmek için yapılması gerekenleri ve tünelleri açmak için kullanılacak ekipmanların, performans analizlerini ve seçimlerini anlatan dersler sadece maden mühendisliği eğitimi müfredatında bulunmaktadır.

Maden teknolojileri konusunda çalışan ülkemizdeki araştırmacılar genellikle, ekipmanların seçim kriterleri, performanslarını artırmaya yönelik performans analizleri, ekipmanlarda karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri konusunda çalışmaktadırlar. Yeni teknolojileri geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapılabilmesi için maden ekipmanı üreticileri ve üniversitelerin ortak çalışmaları yapması gerekmektedir. Bu konuda yeteri kadar çalışmalar yapıldığını düşünmüyorum. Umarım maden ekipmanı üreten firmalarımız bundan sonra Ar-Ge çalışmalarına biraz daha fazla önem verirlerse, üniversitelerle daha fazla çalışma şansının yakalanacağını ümit ediyorum.

Üniversitelerimizdeki müfredat ve eğitim sistemi maden sektörünün beklentilerini karşılıyor mu? Bu konuyu bizler için değerlendirir misiniz?

Ülkemizdeki maden mühendisliği bölümlerinde okutulan ders müfredatı madenciliğin gelişmiş olduğu ülkelerdeki maden mühendisliği bölümleri ile aynıdır diyebiliriz. Yani ders içerikleri sektörün beklentilerini karşılayabilecek şekilde oluşturulmuştur. Fakat ülkemizde sadece maden mühendisliği eğitimi için değil tüm mühendislik eğitimleri için büyük bir problemle karşı karşıya kalmaktayız.

Mühendislik eğitiminde teorik olarak verilen eğitimlerin pratik uygulamalarını yaptırabildiğiniz taktirde iyi bir mühendis yetiştirmiş olursunuz. Her ne kadar laboratuvar ortamlarında pratik eğitim yaptırılmaya çalışılıyorsa da mühendislik eğitimi için bu yeterli bir durum değildir. Öğrencinin derste anlatılan konuları arazi, fabrika, işletme ortamlarında gözleri ile görmesi gerekmektedir. Çünkü eğitimde en kalıcı olan görsel ve uygulamalı olan eğitimdir. Ama maalesef ki; ülkemizde bu tür uygulamalı mühendislik eğitimini veren çok çok az bölüm bulunmaktadır. Tabi ki bu eğitimin verilemeyişinin altında yatan en önemli neden maddi imkansızlıklardır. Üniversitelere teknik gezi ve ders kapsamında yapılacak olan uygulama faaliyetleri için devlet tarafından pek bir ödenek sağlanmamaktadır. Bence devlet acil olarak mühendislik eğitimi veren tüm bölümlerin müfredatlarına zorunlu olarak uygulama dersleri koydurmalı ve bu dersler için gereken maddi desteği sağladığı taktirde ülkemizde teoriği ve uygulamayı çok iyi bilen mühendislerimiz yetişecektir.

Türkiye’de eksikliği hissedilen ve üretimi yapılmayan stratejik öneme sahip makine ve teçhizatlardan bahseder misiniz?

Tünel açma makineleri (TBM), kazı makineleri, maden kamyonları, yürüyen tahkimatlar, tungsten karbür uçlar sayılabilir.

Bunların dışında eklemek istedikleriniz varsa belirtiniz…

Dünyada iki sektör var ki; 1 yıl üretim yapmama kararı alırsa, tabiriz caizse “dünya durur” bu sektörler madencilik ve ziraattır. Çünkü her iki sektörde dünyanın yaşanabilir bir yer olması için gereken hammadde kaynakları üretmektedir. Dolayısıyla ülkesini ve geleceğini, yarınlarını, düşünen herkesin bu sektörlerin gelişmesi için katkıda bulunması gereklidir.

Bu haber toplam 13651 defa okunmuştur
dergi isteği
katalog tasarlıyoruz
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Haberler