Sanayinin Kalbi 30 Yıldır GOSB’da Atıyor

21 Şubat 2017 Salı 13:59
Sanayinin Kalbi 30 Yıldır GOSB’da Atıyor
Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlerle paylaşıyoruz.

Ülke sanayisinin kalbinin attığı yerdir OSB’ler… Üretimin olduğu ve sanayi bacasının tüttüğü planlı sanayi yatırımını ifade eden Organize Sanayi Bölgeleri ülke sanayisi ve ekonomisinin can damarıdır bir nevi… Ülke sanayimiz için büyük bir değer olan Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ne geçtiğimiz günlerde bir ziyaret gerçekleştirdik. GOSB hakkında pek çok bilgi edinirken, GOSB’un gelecek hedeflerini de konuştuk.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Vahit Yıldırım ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızı sizlerle paylaşıyoruz.

Vahit Bey, sorularımıza geçmeden önce sizi tanıyabilir miyiz?

1964 yılı Sivas doğumluyum. İstanbul’a ben çok küçük yaşlardayken yerleşmişiz. Öğrencilik hayatımı İstanbul / Anadolu Yakası’nda tamamladım. O zamandan bu zamana her daim sanayinin, üretimin ve ticaretin içerisinde oldum. 2 - 2.5 sene Ford Otosan’da görev aldım. Oradan ayrılıp askere gittikten sonra 1988 yılında kendi işletmemizi kurdum. Halen kendi işimde çalışmaya devam ediyorum.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde yönetime dâhil olma süreciniz ve ardından gelen başkanlık süreciniz nasıl başladı?

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki ilk yerimi 1996 yılında aldım. 1997 yılında da buraya yerleşerek tüm işletmelerimizi buraya topladık. Burada bizim iki fabrikamız bulunuyor. 2010 yılında Gebze Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı oldum. Ben aslında buraya geldiğimde bir söz vermiştim; bir dönem başkanlık yapacak ve bir daha yapmayacaktım. Ama devam etmem yönünde üzerimde çok baskı vardı. Bu yüzden de bir dönem daha devam etme kararı aldım.

Sanayicilik yönünüz, kendi firmanız olan Enka Civata’dan geliyor. Bize firmanızın potansiyelinden, yıllık üretim kapasitesinden ve hangi sektörlere ürün temin ettiğinden bahseder misiniz?

1988 yılında kurulan firmamız, günümüzde faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. İki fabrikamız ve toplamda 350 civarında çalışanımız bulunuyor. Birinci fabrikamızda sac proses işi yapıyoruz. Bu fabrikamız özellikle; beyaz eşya, otomotiv ve savunma sanayisine parça üretiyor. Diğer fabrikamız ise bağlantı elemanları yani cıvata üretiyor. Bu sene özellikle zırhlı araçlarla ilgili bir proje üzerinde çalıştık. Bu araçlar çok yeni ve şu an testleri yapılıyor. 2018 yılı itibariyle de piyasaya vermeye başlayacağız.

Yıllık yurtdışına ihracatınızla ilgili bilgi verir misiniz? Daha çok hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?

Yıllık ciromuzun aşağı yukarı yüzde 15’ini ihracat yoluyla gerçekleştiriyoruz. Türk Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika, Almanya, İtalya ve Güney Kore ihracat yaptığımız ülkeler arasında yer alıyor.

Müşterileriniz neden sizi tercih ediyorlar? Sizi tercih etme sebepleri nedir?

Bu noktada Koreli firmalarla çalışmamızın artısı büyük… Burada onlara belli üretimler yapıyoruz. Onlar da kaliteyi değiştirmek istemiyorlar ve globalde kendi ülkeleri için de bizden aynı üretimi istiyorlar.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi yönetiminde yer almak kolay bir şey değil… Yönetim Kurulu Başkanı olmaktaki hedefiniz neydi?

Yönetim Kurulu Başkanlığına geldiğimde gözüme çarpan ilk şey bu nadide bölgenin yönetimle ilgili iletişim zafiyetlerinin olmasıydı. Bu durumun bir an önce gözden geçirilerek bertaraf edilmesi gerekiyordu. Bir Organize Sanayi Bölgesi düşünün; kendi içinde 4 - 5 gruba bölünmüş, katılımcısı Yönetim Kurulundan ve Bölge Müdüründen randevu dahi alamıyor. Dolayısıyla burada bir iletişim kopukluğu olduğunu gördüm ve bu yüzden de yönetime aday olmaya karar verdim. Bugün beni mutlu eden şey, buradaki iletişim sorununu çözüme kavuşturmuş olmamızdır. Çünkü böyle bir Organize Sanayi Bölgesinin marka değeri kolay oluşmuyor. Bu marka değerini korumak gerekiyor.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi; içerisinde aşağı yukarı 30 bin kişinin çalıştığı, Türkiye’de Organize Sanayi Bölgelerinin gelişmesinde öncü olan ve rol model alınan bir Organize Sanayi Bölgesidir. Gebze Organize Sanayi Bölgesi olarak şu an Türkiye ihracatının yüzde 4.5’ini gerçekleştiriyoruz. 6.5 milyar dolarlık ihracatımız, 17 milyar dolarlık bir işlem hacmimizle birlikte bölgemizde 189 parselde toplam 160 firma bulunuyor. Bu firmaların yüzde 25’i de yabancı sermayeli şirketlerdir. Burada benim görevim sadece fabrikamızda iyi bir şekilde ve nitelikli üretim yapmaktan ziyade Organize Sanayi Bölgemizin özellikle iletişim kopukluğu konusunda yönetim zafiyetini çözmemiz gerekiyordu biz de bunu çözdük.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye’nin en iyi alt yapısına sahip Organize Sanayi Bölgelerinden bir tanesi… Alt yapıyla ilgili ne gibi yatırımlar yaptınız?

1986 yılında bu Organize Sanayi Bölgelerinin kuruluşunda o tarihteki yöneticiler tarafından projeler düzenlenmiş, çok iyi bir şekilde kurgulanmış kısacası gereği yapılmış. Bu noktada iki önemli şey var; bir tanesi projenin başındaki insanların vizyonu diğeri ise bununla ilgili ekonomik güçlerinin olması. Bu ikisi bir araya geldiğinde ortaya güzel işler çıkmış. Hatta bir örnek vermek istiyorum;

Bizim bir ana caddemiz var, İhsan Dede caddesi… Biz bu caddenin asfaltını 24 yıl sonra yenileyebildik. Hatta birçok kişi “belediye gibi çalışıyorsunuz”, “bu asfaltta ne var ki değiştiriyorsunuz” dediler. Çünkü asfaltın yapımının üzerinden 24 yıl geçmiş ve kullanım süresi dolmuştu. Biz burada bir şeyi yapmış olmak için yapmıyoruz. Bir iş yapılıyorsa, yapılması gerektiği için yapılıyordur. Çünkü Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışmak gerçekten zordur. Bir kuruluş eğer bizimle çalışıyorsa, Türkiye’nin her yerinde ve yurtdışındaki her yerle çalışabilir. Gebze Organize Sanayi Bölgesi bu konuda çok iyi bir referanstır.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin bir diğer özelliği de Türkiye için örnek bir model olması ve hatta bununla ilgili almış olduğunuz bir ödülü de bulunuyor. Bu başarıyı nasıl yakaladınız?

Öncelikle Organize Sanayi Bölgesi yönetimi vizyonu ve en önemlisi katılımcı profilinin buna uygun olması gerekiyor. Bu bağlamda siz ne kadar başarılı olursanız olun, yönetimi ne kadar kurgularsanız kurgulayın, eğer katılımcı profili ona uygun değilse; ne kolluk kuvvetiyle ne cezayla katılımcınıza çevreye duyarlı, imara uygun, işler yaptıramazsınız. Katılımcı profilinin vizyonun bize uygun olması ve ekonomik anlamda güçlü olması bir nevi başarıyı da beraberinde getirdi. Biz Organize Sanayi Bölgemize yeni bir katılımcıyı kabul ederken kılı kırk yarıyoruz. Çünkü Organize Sanayi Bölgesi yasası gereği bir katılımcı tapuyla gelip fabrikasını başkasına satamaz. Dolayısıyla firma bize gelir, fabrikasını satacağını söyler ve biz de o kişiyi inceleriz. Eğer bize burada bir sıkıntı yaratmayacaksa, vizyonu buraya uygunsa “olur” yazısı veririz ve tapu o şekilde devreder. Dolayısıyla profili de biz seçtiğimiz için sıkıntı yaratacak bir kişiyi bölgemize kabul etmeyiz.

Peki, bir firma neden Organize Sanayi Bölgesi içerisinde faaliyet göstermeli? Organize Sanayi Bölgesi içerisinde yer almak bir firmaya ne kazandırır?

Buradaki en önemli şey kuruluşumuzun vizyonuyla alakalı. Firma olarak eğer bir kayıt dışılığınız varsa, kurallara uymuyorsanız, planlı sanayileşmeye karşıysanız, katma değeri yüksek üretim yapmıyor ve bundan sonraki süreçte kendinizi geliştirmek istemiyorsanız ve tabii “sadece üretim yapacağım ama işin büsbütün içinde olacağım” diyorsanız Organize Sanayi Bölgesi’nin dışında olursunuz. Organize Sanayi Bölgelerinin kendine özgü kanunları ve kuralları vardır. Siz de o kurallara uymak mecburiyetindesinizdir. Bu size kısa vadede bir şeyler kaybettiriyor gibi görünse de uzun vadede aslında çok şey kazandırıyor. Bir kere marka değeriniz oluşuyor. Biz buna “birinci lig” diyoruz. Üretim yaptığınız için dolayısıyla kendinizi o ligdeki firmalar kategorisinden otomatik olarak çıkarıyorsunuz. Hatta o ligde olduğunuz için hem ülke içinde hem de ülke dışında çalıştığınız firmaların gözünde birçok işte sorgulanmadan çalıştırılabilir pozisyona geliyorsunuz. Birçok kişiye bu zor gibi gelebilir. Bir kere vizyonunuza uymuyorsa hayatta burada duramazsınız. Zaten büyük hedefleri olan firmalar burada yer alıyor.

Türkiye 2016 yılında çok kötü bir dönemden geçti. Bu süreçte siz Türk sanayisinin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Devletin verdiği teşvikleri, devlet ile sanayici arasındaki iletişimi yeterli buluyor musunuz?

Türk sanayicisi olarak zaman zaman bu tür taleplerimizi dile getiriyoruz. Türk sanayicisi ve yatırımcısı, dünyada kültür ve düşünce tarzı olarak hiç alışılagelmiş bir yatırımcı profili oluşturmuyor. Bizim gerçekten çok cesaretli, gözü pek, hiçbir dil bilmeden bile Afrika’nın bir ülkesine gidip orada üretim yapmaya çalışan, sabah buraya geldiğimizde birçok problemle karşılaştıktan yarım saat sonra motivasyonumuzu tekrar pozitife çevirebilen bir yapımız var. Tabii ki bu bizim kendi yapımız. Burada bana göre en önemli sıkıntı; Türkiye’nin konjonktürü ve teşvik sorunu… Türk sanayicisine uzun vadeli sıfır faizli kredi verileceğine, istikrarı iyi olan bir siyaset, adaletin doğru olduğu ve kısa sürede tecelli ettiği bir adalet şekli çok uzun vadeli ve sıfır faizli krediden daha çok etkilidir. Öncelikle bunu inşa etmek gerekiyor. Gerekli teşvikler yapılmadığı zaman sürekli yerimizde sayıyoruz. Türk sanayicisini bundan sonraki süreçte bekleyen en büyük tehlikelerden biri de ileriki zamanlarda Çin’i dahi etkileyecek, ucuz iş gücünün bir işe yaramayacağı günlerin gelecek olmasıdır. Çünkü Endüstri 4.0’la birlikte kol gücüne ihtiyaç kalmayacak ve makinalar kol gücünün yerini alacak. Endüstri 4.0’a geçildiğinde sizin ucuz iş gücünüz de olsa, üretim yaparken bazı yerlerde ürünle ilgili ekstra bir şey istediğinizde karşı taraf bazen sizin anlatmak istediğinizi anlamayabiliyor.

Bu sorunu bir an önce çözmemiz gerekiyor. Bu sorunu halletmediğimiz sürece önümüzdeki dönemde Türkiye’yi ihracatla ilgili ciddi bir tehlike bekliyor. Çünkü ana sanayi, artık her noktada gelişimini tamamlamış bir yan sanayiyle çalışmak isteyecek. Endüstri 4.0 aşağı yukarı 3. senesine girdi ve bizim artık daha fazla sessiz kalmayarak bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bu da bir takım sıkıntılar yaşadığımız bu dönemde ekstra bir bütçe gerektiriyor. Daha birçok sorun var ve biz bunları görebiliyoruz. Türkiye’deki sanayicilerin durumunu ben Suriyeli göçmenlere benzetiyorum. Onların durumu ne kadar vahimse Türk sanayicisinin durumu da o kadar vahim.

Sizce Türkiye’de bir para birimi değişikliği yapılabilir mi? Euro’ya geçebilir mi mesela?

Bunu söylemek tabii ki çok kolay değil. Böyle bir şey yapılırsa bunun globalde yansıması nasıl olur ona bakmak gerekiyor. Sonuçta Avrupa Birliği ülkesi değiliz. Para birimimizi değiştirdiğimizde, keşke değiştirsek ama bunun zararının ne olacağını çok iyi bilemeyiz.

Paritenin olmadığı bir ülke düşünün bazı şeyler daha kolay olmaz mı?

Kolay olur ama geçişteki kayıp ne olur bilemeyiz. Aslında siz bunu söylerken Euro’ya geçilmesinin bizim için faydalı olacağını düşünüyorum. Fakat bunun bir de teknik yansımaları var. Bakın mesela Avrupa Birliği’ne üye olmadan hiçbir ülke para birimini Euro’ya çevirmemiş. Mutlaka negatif anlamda bir şeyler vardır. Bir konunun olumlu ve olumsuz taraflarını düşünmelisiniz. Bunu yapması gerekenlerde siyasi irade ve ekonomistlerdir. Bunun için çalışmalı, ülkemiz için faydalı olan şey ne ise onları yapmalıdırlar.

Biliyorsunuz Amerika’da yönetim değişikliği oldu. İnsanlar birçok şeyin Trump’la birlikte değişeceğini düşünüyor. Siz Trump’un gelişinin dünyayı ne yönde değiştireceğini düşünüyorsunuz? Bu durumun Türkiye’ye yansımaları nasıl olur?

Bu sadece Trump’ın talebi değil, tüm Avrupa’nın ve dünyanın da talebidir. Bir ülke ana sanayisi dururken başka ülkelerden yan sanayisini ithal etmek istemiyor. Ürünü satın alacağı firmanın üretim fabrikasını kendi ülkesinde kurması şartını koşuyor. Bizim Organize Sanayi Bölgemizde de bu yaptırımlara tabi tutulan firmalarımız var. İlk önce bunu çok iyi tespit etmek gerekiyor.

Artan maliyetleri nasıl karşılıyorlar peki? Sonuçta bir ürünün Türkiye’de üretilmesiyle yurtdışında üretilmesi arasında bayağı fark var…

Şu anda Organize Sanayi Bölgemizde firmaların birçoğuna özellikle ana sanayi diye tabir ettiğimiz ülkelerden Almanya baskı yapıyor ve Avrupa Birliği ülkelerinden birisiyle olacaksın diyor. Amerika’ya mal satan firmalarımızdan, Amerika’ya ya da Meksika’ya yatırım yapmaları isteniyor. Bugün bunlar isteniyor diye biz ne yapacağız diye düşünmekten ziyade bu durumun belki de 10 sene öncesinden anlaşılması gerekiyordu. İyi siyasetçi ve iyi yönetici işte bu durumda belli oluyor. 10 sene sonra başımıza bunlar gelebilir diye ona göre planlama yapılması gerekiyor.

Peki, Türkiye’nin Avrupa ve Amerika olmadan bir alternatifi var mı? Türkiye piyasada kendi ayakları üzerinde durabilir mi? Türkiye’ye Afrika pazarı, Ortadoğu pazarı, Türk Cumhuriyetleri, Rusya yetebilir mi? Türkiye nasıl bir pozisyon almalı?

Ben kesinlikle Amerikasız, Avrupasız bir Türkiye düşünemiyorum. Bizim kültürümüzün gelişmesi, gelişmişliğimizin devam etmesi adına Amerika ve Avrupa mutlaka olmalı. Eğer ki biz oralardan soyutlanırsak, yönümüzü başka bir yere çevirmek istersek ben de onlara şunu sorarım; bugün Çin’de, Ortadoğu’da, Rusya’da çocuklarını o ülkelerden birindeki bir üniversiteye gönderebilirler mi? Bugün baktığımızda o ülkelerdeki firmaların marka değeri; beyaz eşya, savunma sanayi ya da otomotiv sektöründe tercih ediyorlar mı? Demek ki o zaman bizim yönümüz orası olmalı. Bizde oralarda olmalı ve bu işin kulisinde gereğini yapmalıyız. Ama tabii ki diğer bölgelere de ürün satmalıyız.

Kendinizi Türkiye olarak düşünün… Çevremizdeki ülkelerin politikaları hakkındaki düşünceleriniz neler? Mesela etrafınızdaki düşmanlıkların kalıcı olduğunu düşünüyor musunuz? Bu ülkelerle biz nasıl ticari iş birliktelikleri yapacağız?

Bu ülkelerin bu saatten sonra dostluktan ziyade menfaat ilişkileri içerisinde olacaklarını düşünüyorum. Bugün baktığınız zaman Avrupa birliğine kayıtlı ülkeler var. Onlarında kendi aralarında dostluktan ziyade menfaat ilişkileri olduğunu düşünüyorum. Biz bunu bu şekilde tespit edersek kesinlikle duygusal yaklaşmamamız gerekiyor. Atatürk bunu kaç sene öncesinde görmüş fakat biz bunu nasıl göremiyoruz anlamıyorum. Gençliğe Hitabe’de A’dan Z’ye her şey yazıyor.

Onun için olaylara farklı cephelerden bakmamız gerekiyor. Jeopolitik konumumuzdan dolayı Türkiye Cumhuriyeti’nin dün, bugün ve bundan sonra da rahat bir şekilde yoluna devam etme şansı yok. Bir de benim küçüklüğümden bu zamana kadar ülkemizin hep zor bir dönemden geçtiği söyleniyor. Bundan sonraki nesil de hep aynı şeyi söyleyecek. Bu cümleyi ezbere söylemekten ziyade artık etrafımıza iyi bakmamız gerekiyor. Çevremizdeki ülkelerle iletişimimizi koparmadan aynı pastadan pay almayı öğrenmemiz gerekiyor. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulduğunda parasız, pulsuz, fakir bir ülkeyken dahi şekil vermeye çalışmış ve vermiştir de… Cumhuriyetin ilk dönemlerine dönüp biraz ders çıkarmak gerekiyor.

Gebze Organize Sanayi Bölgesi hem Türkiye için hem de yurtdışındaki birçok bölge için örnek bir model… Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ni kimler ziyaret ediyor? Yurtdışında kimlere model oluyorsunuz?

Şu an Avrupa ülkeleri, Kuzey Afrika ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri, Rusya, İtalya, Arnavutluk, Türki Cumhuriyetleri vb. gibi birçok yerden gelenziyaretçilerimiz oluyor. Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana üç - beş farklı model varsa “Organize Sanayi Bölgesi” modeli en iyi modellerden biridir. Bu modeli görmeye gelen ziyaretçiler de bu modeli gerçekten çok benimsiyorlar ve kendi ülkelerine de götürmek istiyorlar. Bu bizim için gurur verici. Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin ülkemizde ve yurtdışında o kadar marka değeri ve bilinirliği yüksek ki, biz bu markayla buzdolabı da üretsek, araba da üretsek satabiliriz. Gebze Organize Sanayi Bölgesi olarak biz yüzde yüz doluluğa ulaştık ve mükemmel derecede yetişmiş personelimiz var. Aşağı yukarı 71 nitelikli personelimiz var ve bunun yüzde 24’ü de bayan personeldir. 2020 yılına kadar en az 5 ülkede Organize Sanayi Bölgeleri kurmayı hedefliyoruz. Bu ülkeler arasında; Tataristan, İran, Cezayir, Fas’ı düşünüyoruz. Türki Cumhuriyetlere de bu modeli kurmak istiyoruz. Geçenlerde Tataristan Cumhurbaşkanı geldi. Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ni yurtdışına açalım, farklı ülkelerde Organize Sanayi Bölgeleri kuralım ama biz işletelim dedi. 15 Aralık’ta Ankara’da Tataristan ile bir anlaşma imzaladık.

Tataristan’a şu an toplam 3 milyon m2’ye bir Organize Sanayi Bölgesi kuruluyor. Gebze Organize Sanayi Bölgesi ise 5.5 milyon m2’dir. Biz Tataristan’a Organize Sanayi Bölgesi kurarken onlara bizim kurallarımızı alarak kendi kurallarınıza uyacaksınız dedik. Bir Organize Sanayi Bölgesinin kuralları olduğu zaman yabancı şirketleri çekmek daha kolay olur. Mesela katılımcınıza muhatabınız biziz diyebilirsiniz. Çünkü insanları koruyan kurallar ve kanunlardır.

Mesela Tataristan’da kurulan Organize Sanayi Bölgesinde yer alan firmalara vergi avantajı gibi ekstra kolaylıklar gelebilir mi?

Biz sadece kendi katılımcımıza bedelsiz ya da sembolik rakamlarla arsa tahsis edebiliriz. Bu da bir nevi teşvik oluyor. Çünkü Organize Sanayi Bölgesinin içinde vergi avantajı deyince haksız rekabet oluyor. Şu an için bundan belki 20 sene sonra en az 100 ülkede, 350 milyon m2’de Gebze Organize Sanayi Bölgesi tüzel kişiliğiyle 3 - 5 - 10 milyon m2’lik alanlar ve üretim üsleri kurmayı hedefliyoruz. Böylelikle siz de orada bu Organize Sanayi Bölgelerini işletirken aslında o ülkenin bütün istihbaratını toplayabileceksiniz. İkinci hedefimiz de, Organize Sanayi Bölgesi kurduğumuz o ülkede kendi ülkemizin firmalarının rahatça ticaret yapabilmesi ve oradaki ticari birimlerin de Organize Sanayi Bölgelerinin içinde olmasıdır. Bu iş ilk başta zor görünüyor ama sistemi kurduktan sonra domino etkisi yapacak ve hızla büyüyecek. Bu noktada bizim yavaş ilerlememizin sebebi ise henüz iki yıl olmasıdır.

Türkiye’de bu alanda ilerleyen başka Organize Sanayi Bölgeleri de var mı?

Bunu sadece Gebze Organize Sanayi Bölgesi için değil bütün Organize Sanayi Bölgeleri için düşüyoruz. Bunlar hemen yarın olacak şeyler değil, uzun vade de gerçekleştirmeyi planladığımız hedeflerimizdir.

Bu haber toplam 6448 defa okunmuştur
dergi isteği
katalog tasarlıyoruz
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Haberler