---
title: "OECD: Küresel Çelik Üretim Fazlası 2027 Yılına Kadar 721 Milyon Tona Ulaşarak Karbonsuzlaştırmayı Tehdit Edecek"
type: "article"
canonical: "https://demircelik.com.tr/haber/oecd-kuresel-celik-uretim-fazlasi-2027-yilina-kadar-721-milyon-tona-ulasarak-karbonsuzlastirmayi-tehdit-edecek"
site: "Demir Çelik"
lang: "tr"
published_at: "2026-10-12T06:41:06+00:00"
updated_at: "2026-10-12T06:41:06+00:00"
word_count: 885
reading_time_minutes: 5
image: "https://demircelik.com.tr/img/vRwZshXGgp61pMN6BOjmiIEUmr7OhXcNBOt4VvhML9U/pr:c16x9_1200/dXBsb2Fkcy81MjE2LzI0Y2M2YmY2YzU3YzFlN2UuanBn.jpeg/oecd-kuresel-celik-uretim-fazlasi-2027-yilina-kadar-721-milyon-tona-ulasarak-karbonsuzlastirmayi-tehdit-edecek.jpeg"
---

# OECD: Küresel Çelik Üretim Fazlası 2027 Yılına Kadar 721 Milyon Tona Ulaşarak Karbonsuzlaştırmayı Tehdit Edecek

> OECD, küresel çelik üretim kapasitesindeki artışın talep büyümesini aşmaya devam etmesi halinde kapasite fazlasının 2027’de 721 milyon tona ulaşabileceğini belirtti. Kuruluş, aşırı kapasitenin çelik fiyatlarını ve kârlılığı baskılayarak üreticilerin düşük emisyonlu teknolojilere yatırım kapasitesini zayıflattığına dikkat çekti.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 22 Eylül 2026 tarihli “Navigating the Steel Transition amid Global Excess Capacity” başlıklı çalışmasında, küresel çelik sektörünün iki büyük sorunla aynı anda karşı karşıya bulunduğunu ortaya koydu: artan üretim kapasitesi fazlası ve düşük emisyonlu üretime geçiş ihtiyacı. Kuruluşa göre bu iki sorun birbirini güçlendirirken, kapasite fazlası çelik üreticilerinin hem yatırım kabiliyetini hem de karbonsuzlaşma sürecini olumsuz etkiliyor.

OECD’nin hesaplamalarına göre küresel çelikte kapasite fazlası 2024’te 601 milyon ton seviyesindeyken, 2027’ye kadar 721 milyon tona yükselmesi bekleniyor. Aynı dönemde kapasite artışının zayıf talep büyümesinin önüne geçmesi, kapasite kullanım oranlarını ve üretici kârlılıklarını baskı altında bırakıyor. OECD, bu ortamın düşük emisyonlu üretim yatırımlarını finansal açıdan daha zor hale getirdiğini belirtiyor.

**Kapasite artışı kapanımların önünde**

Raporda, özellikle yüksek emisyonlu yüksek fırın-bazik oksijen fırını (BF-BOF) kapasitesindeki gelişmeler dikkat çekiyor. OECD, 2025-2027 döneminde yaklaşık 25,8 milyon ton BF-BOF kapasitesinin devreden çıkmasının beklendiğini belirtiyor. Bunun 15,6 milyon tonluk kısmının Çin’de gerçekleşmesi ve toplam kapanışların yaklaşık yüzde 60’ını oluşturması öngörülüyor.

Buna karşın aynı dönemde 62,1 milyon ton yeni BF-BOF kapasitesinin devreye girmesinin planlanması, kapanan kapasitenin çok üzerinde yeni üretim potansiyeli oluşturuyor. OECD’ye göre belirlenen BOF kapanışlarının yalnızca 6,9 milyon tonu, yani yaklaşık yüzde 27’si, aynı tesislerde elektrik ark ocağı (EAF) yatırımlarıyla eşleştiriliyor. Bu tablo, mevcut kapasite değişimlerinin önemli bölümünün doğrudan karbonsuzlaşma yatırımlarından ziyade piyasa koşulları ve ekonomik gerekçelerle şekillendiğine işaret ediyor.

**Çin’in yurtdışı yatırımları da gündemde**

OECD, kapasite fazlasının yalnızca ülke sınırları içerisinde büyümediğine, doğrudan yatırımlar yoluyla başka bölgelere de taşındığına dikkat çekiyor.

Özellikle Çin kaynaklı yatırımların ASEAN bölgesinde yaklaşık 60 milyon tonluk kapasite artışıyla ilişkilendirildiği belirtiliyor. Kuruluşa göre yüksek emisyonlu üretim kapasitesinin farklı ülkelere taşınması, eski kapasitenin düzenli şekilde devreden çıkarılmasını geciktirebilir ve küresel çelik sektörünün emisyon yoğun üretime bağımlılığını uzatabilir.

**EAF ve DRI yatırımı tek başına yeşil dönüşüm anlamına gelmiyor**

Raporda, elektrik ark ocağı ve doğrudan indirgenmiş demir yatırımlarındaki büyümenin de otomatik olarak karbonsuzlaşma anlamına gelmediği vurgulanıyor.

OECD’ye göre 2025-2027 döneminde 30,7 milyon ton DRI-EAF, 61,7 milyon ton ise hurda bazlı EAF kapasitesinin devreye alınması planlanıyor. Ancak bu yatırımların önemli bölümünün temel motivasyonunun doğrudan emisyon azaltımı değil; hammaddeye erişim, enerji avantajları ve gelecekte daha güçlü talep beklentileri olduğu belirtiliyor.

Özellikle DRI teknolojisinin kendi başına düşük emisyonlu üretim anlamına gelmediğine dikkat çeken OECD, kömür bazlı DRI projelerinin yüksek emisyon yaratabildiğini, doğal gaz bazlı projelerin ise hidrojen kullanımına ilişkin güvenilir geçiş planlarıyla desteklenmesi gerektiğini belirtiyor.

**15,5 milyon tonluk düşük emisyon projesi ertelendi**

Çelik piyasasındaki kapasite fazlasının yatırımlar üzerindeki etkisi de belirginleşiyor. OECD, 2025’in ikinci çeyreği itibarıyla toplam 15,5 milyon ton kapasiteyi temsil eden düşük emisyonlu çelik projelerinin askıya alındığını veya ertelendiğini belirtiyor. Projelerin ertelenmesinde kapasite fazlasının yanı sıra yüksek enerji maliyetleri ve düzenleyici belirsizlik de etkili oluyor.

En yüksek askıya alma oranı, yüksek fırından EAF’ye geçiş projelerinde yüzde 27 olarak kaydedilirken, hidrojen bazlı DRI projelerinde bu oran yüzde 18, karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) projelerinde ise yüzde 15 seviyesinde bulunuyor.

OECD’ye göre düşük kârlılık şirketlerin öz kaynakla yatırım yapma kapasitesini azaltırken, yüksek borçlanma maliyetleri ve kazançlardaki oynaklık da dış finansmana erişimi zorlaştırıyor. Bu nedenle üreticilerin büyük ölçekli teknolojik dönüşüm yatırımlarını gerçekleştirmesi daha güç hale geliyor.

**Ucuzlayan geleneksel çelik, yeşil çeliğin primini artırıyor**

OECD’nin dikkat çektiği bir diğer konu, geleneksel çelik fiyatlarındaki düşüşün düşük emisyonlu çeliğin rekabetini zorlaştırması. Düşük emisyonlu üretim yöntemlerinin maliyeti geleneksel üretime kıyasla daha yüksek kaldığı için, geleneksel çelik fiyatları geriledikçe alıcının karşılamak zorunda olduğu “yeşil prim” göreceli olarak yükseliyor. OECD, Avrupa’da geleneksel BF-BOF çeliği ile yeşil hidrojen bazlı DRI üretimi arasında yaklaşık 160 dolar/tonluk tahmini üretim maliyeti farkı kullanarak yaptığı hesaplamada, sıcak haddelenmiş rulo fiyatlarındaki düşüşün 2022-2025 döneminde ima edilen göreli primi yüzde 17’den yüzde 25’e çıkardığını belirtiyor.

Benzer hesaplamalarda Çin’de bu oranın yüzde 16’dan yüzde 22’ye, Japonya’da ise yüzde 15’ten yüzde 22’ye yükseldiği görülüyor. OECD, bunun mutlak üretim maliyeti farkı değişmese bile daha temiz çeliğe yönelik ticari teşvikleri zayıflatabileceğine dikkat çekiyor.

**OECD’den kapasite kapanışları için politika çağrısı**

OECD, düşük emisyonlu çelik yatırımlarına verilen desteğin, mevcut ve yüksek emisyonlu kapasitenin etkin şekilde devreden çıkarılmasıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Kuruluşa göre yalnızca yeni “yeşil” kapasite eklemek, mevcut üretim tesislerini kapatmadan gerçekleştirildiğinde yeni bir kapasite fazlası dalgası oluşturabilir. Bu nedenle geçiş politikalarının kapasite emekliliğini desteklemesi, piyasa bozucu sübvansiyonların azaltılması ve gerektiğinde bağlayıcı kapasite yenileme mekanizmalarının uygulanması öneriliyor. OECD ayrıca karbonla bağlantılı pazar erişim şartlarının daha temiz üretime yapılan yatırımları destekleyebileceğini, ancak sübvansiyonlu düşük emisyonlu ithalatın piyasa koşullarında faaliyet gösteren üreticiler üzerinde yeni bir rekabet baskısı yaratabileceğini belirtiyor.

**Karbonsuzlaşmanın önünde iki büyük engel**

OECD’nin değerlendirmesine göre küresel çelik sektöründe kapasite fazlası ile karbonsuzlaşma arasında doğrudan bir bağlantı bulunuyor. Fazla kapasite fiyatları aşağı çekiyor, şirket kârlarını daraltıyor ve finansmana erişimi zorlaştırıyor. Bunun sonucunda düşük emisyonlu teknolojilere ayrılabilecek kaynak azalıyor.Diğer taraftan yeni düşük emisyonlu kapasitenin, eski yüksek emisyonlu kapasite kapanmadan devreye girmesi halinde üretim fazlası daha da büyüyebiliyor. Bu da çelik fiyatları ve yatırımlar üzerinde yeni bir baskı oluşturuyor. Bu nedenle OECD, sektörün dönüşümünün yalnızca daha temiz üretim teknolojilerinin kurulmasına değil, aynı zamanda piyasa dışı kapasite artışlarının sınırlandırılmasına ve verimsiz, yüksek emisyonlu tesislerin aşamalı olarak devreden çıkarılmasına bağlı olduğunu vurguluyor.

**Çelik sektöründe yeni denge aranıyor**

OECD’nin raporu, önümüzdeki dönemde küresel çelik sektörünün karşı karşıya kalacağı temel sorunun yalnızca kapasite artırmak veya karbon emisyonlarını azaltmak olmadığını ortaya koyuyor. Asıl mesele, üretim kapasitesi, talep, kârlılık ve düşük emisyonlu dönüşüm arasında sürdürülebilir bir denge kurulması olacak. OECD’nin daha güncel 2026 Çelik Görünümü de kapasite fazlasının 2028’de 745 milyon tona kadar çıkabileceğini öngörüyor; bu da kapasite sorunuyla karbonsuzlaşma arasındaki baskının önümüzdeki yıllarda da devam edeceğine işaret ediyor.
