Sektör kaynaklarından edinilen bilgilere göre, AB’deki alıcılar 2027 yılına kadar güvenilir ve şeffaf karbon verisi sunabilen tedarikçilere öncelik verecek. Buna karşın, özellikle Japonya ve Güney Kore’de sınırlı sayıda üreticinin bu gerekliliklere hazır olduğu belirtiliyor. Bu durum, söz konusu ülkelerdeki tedarikçilerin kısa vadede rekabet gücünü sınırlayabilir.
Ticaret politikaları, üreticiler açısından önemini korumaya devam ediyor. CBAM’ın kısa vadede fiyatlar üzerinde doğrudan bir etkisi beklenmezken, orta vadede piyasalarda aksaklıklara yol açabileceği öngörülüyor.
Küresel çelik sektörü genelinde ise görünüm belirsizliğini sürdürüyor. Nispeten istikrarlı talep ve fiyatlara rağmen, yüksek enerji maliyetleri, jeopolitik riskler ve artan düzenleyici baskılar sektör üzerinde baskı oluşturuyor. Artan hammadde fiyatlarına karşın, üreticilerin bu maliyetleri nihai müşterilere yansıtmakta zorlanması kâr marjlarını daraltıyor. Talep tarafında kırılganlık devam ederken, düşük ekonomik büyüme birçok bölgede toparlanmayı sınırlıyor.
Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler enerji piyasalarında dalgalanmaya neden olurken, belirsizliğin ne zaman sona ereceğine dair net bir öngörü bulunmuyor.
Lojistik alanında yaşanan sorunlar da maliyetleri yukarı çekiyor. Orta Doğu’daki liman yoğunluğu, sınırlı kamyon arzı ve artan bunker yakıt fiyatları navlun maliyetlerini yükselterek teslimat süreçlerini zorlaştırıyor.
Öte yandan, İran’da yaşanan üretim aksamalarının küresel yarı mamul arzını etkilediği ifade ediliyor. Yaklaşık 10 milyon tonluk kapasitenin zarar gördüğü ve toparlanmanın 6 ila 12 ay sürebileceği tahmin edilirken, bu durumun Çin’in yarı mamul ihracatını artırdığı değerlendiriliyor.
Hammadde tarafında ise yapısal kısıtlar sürüyor. Hurdaya bağımlı Avrupalı üreticilerin, yüksek enerji ihtiyacı nedeniyle HBI gibi alternatif girdilere geçişte esnekliğinin sınırlı olduğu, bu nedenle kısa vadede üretim yöntemlerinde önemli bir değişim beklenmediği belirtiliyor.


