Yeşil Çelik ve Düşük Karbonlu Üretimin Yol Haritası
TFEU (Treaty on the Functioning of the European Union) her ne kadar uluslararası bir anlaşma gibi görünse de, esasen Avrupa Birliği’nin kurucu ve iç işleyişini düzenleyen anayasal metnidir. AB kurumlarının yetkilerini, üye devletler arasındaki güç paylaşımını, yasama–yürütme–yargı dengesini ve iç pazarın işleyişini belirler.

Bu yönüyle yalnızca AB’ye tam üye devletler açısından anlamlı ve geçerlidir. Türkiye, AB İşleyişi Hakkında Antlaşma’ya taraf değildir; bu metne taraf olmanın tek yolu AB’ye tam üyelikten geçmektedir.
TFEU ile AB; gümrük tarifeleri, ticaret savunma araçları, ithalat koşulları ve üçüncü ülkelerle ticarete ilişkin önlemler konusunda münhasır yetki sahibidir.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), AB’nin çevre politikası ile dış ticaretin kesişim noktasında konumlanmaktadır. SKDM, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında kabul edilen ve AB iç hukukunda doğrudan uygulanabilir nitelikte olan 2023/956 sayılı Tüzük ile yürürlüğe konulmuş bir sınır mekanizmasıdır.
TFEU, AB’ye ithalatı düzenleme yetkisi verir. SKDM’ye ilişkin AB Tüzüğü (CBAM Regulation), bu yetkiye dayanılarak çıkarılmış olup uygulama alanı AB gümrük hattıdır. Bu mekanizmadan etkilenenler ise AB’ye mal satan, AB üyesi olmayan üretici ülkelerdir. Bu yönüyle SKDM, AB’nin iç çevre politikasının bir uzantısı olmaktan ziyade, dış ticaret koşulu olarak üçüncü ülkelerin ticaretine fiilen uygulanmaktadır. İç pazarın korunması, dış ticaret araçları üzerinden sağlanmaktadır. Etkinin kurallardan değil, pazar sınırından doğduğunu söylemek mümkündür.
Bu durum literatürde “Brussels Effect” olarak tanımlanmaktadır. Brussels Effect; AB’nin hukuken yalnızca kendi iç pazarı için geçerli olan kurallarının, AB pazarının ekonomik büyüklüğü ve cazibesi nedeniyle, diğer ülkelerde fiilen küresel standart hâline gelmesi olgusunu ifade eder.
Demir-çelik sektörü açısından Brussels Effect’in anlamı açıktır: Karbon yoğun üretim modeli, AB pazarı var olduğu sürece küresel ölçekte sürdürülebilir bir rekabet avantajı olmaktan çıkmaktadır. Bu nedenle mesele çevre duyarlılığından ziyade, pazar sürdürülebilirliği perspektifinden okunmalıdır.
SKDM, demir-çelik sektöründe rekabetin karbon maliyeti üzerinden yeniden tanımlandığını ve AB pazarına erişimin bu fiilî gerçeklik doğrultusunda şekillendiğini gösteren de facto bir ticaret mekanizmasıdır.
AB, önce ETS ile iç pazarda karbon maliyetini zorunlu kılmış, ardından SKDM ile bu maliyetin sınırdan kaçmasını engellemiştir. Böylece karbon, iç pazarda ETS, sınırda ise SKDM aracılığıyla küresel ölçekte bir rekabet parametresi hâline getirilmiştir.
ETS (Emissions Trading System – Emisyon Ticaret Sistemi), sera gazı emisyonlarını belirli bir üst sınır (cap) altında tutmak amacıyla, her birim emisyonu alınıp satılabilir bir hakka bağlayan piyasa temelli bir düzenleme mekanizmasıdır. Demir-çelik tesisleri açısından ETS, karbonu soyut bir çevre göstergesi olmaktan çıkararak doğrudan bilanço kalemine dönüştürmektedir.
ETS, üretimin içinde işleyerek karbonu maliyet unsuruna dönüştürürken; SKDM, sınırda işleyerek bu maliyetin AB dışından gelen ürünler yoluyla bertaraf edilmesini engellemektedir. Bu bütüncül yapı içerisinde karbon, demir-çelik sektöründe hem rekabetin belirleyicisi, hem de finansal sürdürülebilirliğin asli unsuru hâline gelmektedir.
ETS, demir-çelikte rekabeti tesisler arasında değil, üretim prosesleri arasında yeniden dağıtmaktadır
ETS’nin demir-çelik sektörüne etkisi tesis bazında değil, proses bazında ortaya çıkmaktadır. Yüksek fırın–BOF yolunda karbon, üretimin kimyasal bir girdisi olduğu için emisyonlar yapısal ve kaçınılmazdır. Buna karşılık EAF üretiminde karbon, ağırlıklı olarak elektrik üretiminden kaynaklanan dolaylı bir maliyet unsurudur. Bu nedenle ETS, BOF üretimini yapısal olarak pahalılaştırırken, EAF üretimi açısından yönetilebilir ve optimize edilebilir bir maliyet alanı yaratmaktadır.
Türkiye’nin EAF avantajının kritik eşiği elektrik karmasıdır
Türkiye’nin EAF ağırlıklı demir-çelik üretim yapısı, ETS–SKDM rejimine geçilen küresel ticaret düzeninde başlangıç itibarıyla önemli bir rekabet avantajı sunmaktadır; ancak bu avantaj kendiliğinden ve kalıcı değildir. EAF’in düşük karbonlu üretim potansiyeli, doğrudan üretim prosesinden değil, esasen kullanılan elektriğin karbon yoğunluğundan beslenmektedir. Elektrik üretim karması fosil yakıt ağırlığını korudukça, EAF tesislerinin dolaylı emisyonları artmakta ve SKDM hesaplamaları bakımından bu avantaj giderek zayıflamaktadır.
Karbon maliyetinin sınırda fiyatlandığı bir ticaret rejiminde rekabet üstünlüğü korunamaz
Dolayısıyla Türkiye’nin EAF üstünlüğünün sürdürülebilirliği; yeşil elektrik erişiminin güvence altına alınmasına, karbon maliyetinin öngörülebilir bir ulusal ETS çerçevesinde yönetilmesine ve hurda tedarik zincirinin karbon ayak iziyle birlikte ele alınmasına bağlıdır. Aksi hâlde EAF, teknik olarak doğru tarafta yer alsa dahi, karbon maliyetinin sınırda fiyatlandığı bir ticaret rejiminde rekabet üstünlüğünü koruyamaz.
“SKDM, rekabet gücü, cari denge ve sanayi politikası ekseninde değerlendirilmeli”
Demir-çelik sektör aktörleri, elektrik karması eşiğine ilişkin taleplerini çevresel bir beklenti olarak değil; SKDM altında ihracatın sürdürülebilirliği açısından stratejik bir altyapı zorunluluğu olarak formüle etmektedir. Bu yaklaşım, meselenin yalnızca enerji veya çevre politikası başlığıyla değil; rekabet gücü, cari denge ve sanayi politikası ekseninde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Demir-çelik sektöründe yeşil dönüşüm ve karbon düzenlemeleri, artık yalnızca uyum başlığı altında değil; pazar erişimi, rekabet gücü ve uzun vadeli sanayi politikası birlikte düşünülerek ele alınmak durumundadır. Bu çerçevede, sektörün kendi iç dinamiklerinden beslenen, teknik ve hukuki zemini sağlam tartışmalara alan açılması; hem üreticilerin doğru konumlanabilmesi hem de Türkiye’nin bu dönüşümü rasyonel bir çerçevede ele aldığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Demir Çelik Store Dergisi’nin bu tartışmayı görünür kılması, sektör açısından olduğu kadar, Türkiye’nin uluslararası muhatapları nezdinde de dikkate değer bir gösterge niteliği taşımaktadır.
