Yukarıdaki başlığı gördüğünüz ve makalemi okumaya başladığınız zaman, ardından gelecek bilgilerin Başkanı bulunduğum Paslanmaz Çelik Derneği kaynaklı olduğunu ve tarafımdan kaleme alındığını derhal fark edeceksiniz. Bu başlığın ‘’sloganımızın’’ bir simgesi olduğunu her zaman hatırlamanızı diliyor, Makalemin ilk bölümünde 2009 ve 2010 yıllık analizlerimi Sizlere aktarmaya başlıyorum.
Bildiğiniz gibi 2008 yılı yaz aylarında başlayan ekonomik krizin Eylül/Ekim döneminde Ülkemiz’de de kendisini oldukça güçlü bir şekilde hissettirmesi ile kaos başlamış oldu. Paslanmaz Çelik sektörünün krizden etkilenmesi ile piyasadaki istikrarsızlık çarpıcı bir şekilde ve her yönüyle kendisini hissettirdi. Sektöre bağlı ithalatçı, sanayici, tüccar, stokçu ve servis merkezleri önemli yaralar aldı. Serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı her ülkede tüm sektörler problemlerine doğrudan kendileri çözüm arayışına girdiler. Ancak sanayileşmiş ülkelerin yöneticileri, devletin zenginliklerini ve rezervlerini krizin atlatılmasında kullanmaya gayret ettiler. Bir anlamda bunu sağladılar da. Ancak gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler bu krizin acı sonuçlarına katlanmak mecburiyetinde kaldılar. Öncelikle ilk sırada işsizliğin artması, hayat standardının yoksulluk sınırının altına düşmesi gibi problemler, toplumun sıkıntılarının ne denli büyüdüğünü gözler önüne serdi.
Ülkemizde Paslanmaz Çelik Sektörü dernek web sitemizin içeriğindeki 2004-2010 yılları karşılaştırmalı grafiğinde görüldüğü ve açıkça belirtildiği üzere geçen bir yıllık dönemde kendisini kurtarmanın yollarını arayıp bulmuş olduğunu göstermektedir. Sağlıklı ve güçlü yapıya sahip olan firmalar ayakta kalmayı başardılar, bunun dışındakilerin bir kısmı sektörden ayrılmak veya faaliyetlerini dondurmak zorunda kaldılar. 2009 yılında sektör duraklama ve bir önceki yılı koruma süreci içine girdi. Bunu başardı da. 2008 yılına kıyasla 2009 ‘da küçük de olsa 6 ‘lık bir artış sektöre ümit verdi. 2009 yılında süregelen fiat istikrarı ile sektörün kendisini koruması gerçekleşmiş oldu. 2009 yılı sonlarına doğru üreticilerin zararlarını karşılamak üzere, ekonominin düzelme yoluna girdiğini görmesi, fiat artışlarını beraberinde getirmesine neden oldu. Sipariş girdilerinin 2009 yılı sonlarına doğru artması ve 2010 ilk iki ayında Avrupa’da ortalama 25 Uzak Doğu’da ortalama 12 oranlarında iyileşmesi , paslanmaz çelik alaşım extraları fiatlarının buna paralel yükselmesini sağladı. En önemli ve pahalı alaşım elemanı olarak tanınan nikel fiatları Şubat 2010 ortalaması takriben $ 22.000 / ton olarak tescil edildi. 2009 yılında kriz nedeniyle nikel alaşımlı pahalı kaliteler yerine, önemli miktarlarda daha ucuz olan krom alaşımlı kaliteler kullanıldı. Talebin krom alaşımlı kalitelere kaymasıyla fiatlar nisbeten değişmedi. 2010 yılında ise görülüyor ki ; Batılı Ülkelerin, ekonomilerini 2013 yılında düzlüğe çıkarmak için uygulamakta oldukları plan ve programlar çerçevesinde, -2011 ve 2012 yıllarında ekonomiyi sarsmayacak, finansman zorlukları doğurmayacak bir iyileşme süreci geçirmemizi sağlayacaklar. Avrupalı üreticilerin fiat artışlarını Uzak Doğu Üreticileri aynen takip etmektedir. Bu artışlar Mayıs 2010 ayı sonuna kadar devam etmiş, artışın devamı ise 2010 sonbaharında gerçekleşmiştir. 40 yıllık birikimlerim beni hiç yanıltmadı. Yükselişler periyodik olarak aralıklı zaman dilimleri içerisinde gerçekleşir. Fiat inişleri daha ani olur ve kısa sürede durulur. Şayet iniş devam ederse bu yeni bir krize doğru bir gidişi gösterir. Gün fiatların artış günüdür. İhtiyaçlarınızı, alım ve satım politikalarınızı, doğru ve sağlıklı bir şekilde belirleyeceğinize inanıyor, yıl ortasında ve sonunda Sizlere daha sağlıklı ve olumlu bilgiler aktarabilmeyi ümit ediyor, tüm sektör ilgililerine sevgilerimi sunuyorum.
Aralık.2010 yıl sonu raporudur.
Ufuk LEFLEF
Paslanmaz Çelik Derneği Başkanı ‘’
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2011 yılı Mart ayı – GÜNCEL DURUM ANALİZİ
Yukarıdaki bilgiler ışığında güncel durum, tahminlerimiz doğrultusunda olumlu bir yönde gelişmektedir. 2010 yılındaki iyileşme belirtileri gerçekleşmiş, sektörün kan kaybı durmuş, rehabilitasyon devresi olumlu sinyallerini vermeye başlamıştır. İstatistiklere baktığımızda 2010 yılı sonunda gerçekleşmiş fiili ithalat tüm paslanmaz çelik ürünleri için takriben 355.000 ton civarında olacaktır. Bunun 305.000 tonluk kısmı yassı mamul, kalanı ise profil, boru ve uzun mamullerdir. Toplam miktarın taakriben 30.000 tonluk bölümü stokların iyileştirilmesi için düşünülmelidir. Bu miktar, Türkiye’nin paslanmaz çelik sektöründe geçmişe göre gerçekleşen rekor ithalatı olarak kaydedilecektir. Bu arada alaşım elemanlarının istikikrar kazanan fiatları , başta nikel olmak üzere ve ferrokrom’un istikrarlı yükseliş trendi , iyileşmenin baş aktörleridir. Bütün bunlara rağmen pek tabii geçmişten ders alınması ve spekülasyonlardan vazgeçilmesi sağlıklı bir paslanmaz çelik pazarını güçlendirecektir.
Geçenlerde Güney Koreli Dai Yang firmasının Çorlu Serbest Bölgesindeki ek yatırım tesislerinin açılışı yapıldı. Her ne kadar Rerolling –sıcak yarı mamul hammaddenin- soğuk haddelenmesi sonucu nihai kullanılabilir duruma getirilmesi işlemi- sözkonusu olsa da, bir ara katma değerin ülkemizde kazanılması ve uygulanması sevindirici bir unsurdur. Ek tesiste bir adet SENDZIMIR soğuk hadde makine gurubu devreye alınmış, 600 metre/dakika kapasitesiyle ve uluslararası standardlara göre 1250 mm genişlik çarpı ortalama 0,90 mm kalınlık hesabıyla ve de her bir nihai kalınlık için ortalama 8 hadde yapılması, bu tesisin bir vardiyada günlük üretiminin 300 ton civarında olabileceğini göstermektedir. Hadde silindirlerinin değiştirilmesi, makina gurubunun bakım ve gerektiğinde tamiri için hesap edilen süre, üretim süresinin 1/3 ‘ ü kadardır. Böylece yeterli ara hammadde girişi sağlandığında bu tesis bir vardiyada aylık 6.000 ton, yıllık 72.000 ton üretim yapabilecektir. Ancak bu üretimin tamamı 0,30 mm ila 0,60 mm arasındaki kalınlıklar için yapılırsa kapasite yarı yarıya düşecek, vardiya adedi ikiye çıkarılarak kapasite kaybı önlenecektir. Ayrıca haddelenecek olan ferritik ve austenitik kalitelerin yüzey normları itibariyle ek makina guruplarına ihtiyaç göstermesi nedeniyle, bu kapasiteyi taşıyacak şekilde dizayn ve install edilmelidir. Ülkemize hayırlı olmasını dilerim. Derneğimiz tarafından elde edilen bilgilere göre, yine Güney Koreli bir kuruluş olan POSCO , bildiğiniz gibi Bursa’da karbon çelikleri için bir servis merkezi kurmuştur. Önümüzdeki yıllarda üretime geçmesi planlanan yıllık 200.000 ton kapasiteli bir paslanmaz çelik soğuk hadde tesisi İzmit Kocaeli’nde projelendirilmiştir. Bu yatırım da REROLLİNG olarak adlandırılan sıcak haddelenmiş yarı mamüllerin soğuk haddelenerek nihai kalınlıktaki paslanmaz çelik yassı ürünlerin ihracaata ve Ülkemizde kullanıma sunulması yönünden ekonomimize katkı sağlaması düşünülmektedir. Ancak, gerek Dai Yang, Gerekse Posco firmaları kendi ülkelerinde ürettikleri veya ürettirdikleri yarı mamul sıcak hadde paslanmaz çeliklerin soğuk haddelenerek öncelikle dış ülkelere pazarlanmasını sağlamak üzere rerolling tesisleri kurma yoluna gitmektedirler. Ülkemizdeki bu yatırımların ekonomimize sağlayacağı katkıların nasıl ve ne derece yararlı olacağını ileride hep birlikte göreceğiz.
40 yıllık birikimlerime dayanarak bugüne kadar bahis konusu ettiğim entegre bir paslanmaz çelik tesisinin –eritme’den nihai ürüne kadar- Ülkemize kazandıracağı ve kaybettireceği değerler hakkında kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıştım. Rantabel bir kapasiteye sahip tam entegre bir tesisin kapasitesinin 350.000 ila 500.000 ton arasında olması, bu konuda tecrübeli ve güvenli bir üreticiden ‘’know-how’’ alınması gereğini vurgulamış, Ülkemizde böyle bir tesisin kurulmasının gereğine inandığımı, ancak 2050 yılından önce böyle bir yatırımın lüks olacağını da üzerine basarak söylemiştim. Bugün de aynı fikirdeyim. Kişi başı paslanmaz çelik tüketiminin 6 ila 8 kg / yıl olması halinde entegre tesisi kurabilir, know-how verecek yabancı bir kuruluşun elini taşın altına koyması ve de kesinlikle üretilen paslanmaz çeliğin 50 sinin ihracaatında Dünya fiat standardlarını gözönünde tutarak başrolü üstlenmesi şartıyla önümüzde hiçbir engel kalmayacağını söyleyebilirim. Üretilecek paslanmaz çelik kalitelerinin ülkemizin temel sanayiinde kullanılanlar olmasına dikkat edilmelidir. Tüketimi az, özellikleri yüksek olan kaliteler ise, bu konuda güvenilir ve tecrübeli ülkelerden ithal edilmelidirler. Görülüyor ki; ülkemizde paslanmaz çelik üretimi için gerekli hammaddeler bulunmamaktadır. Ancak paslanmaz çeliğin geri dönüşümlü olması, üretimin 100 hurda paslanmaz çelikten yapılabileceğini düşündürse de, bu teoride mümkün olarak görünse de, uygulamada birçok sorunları beraberinde getirecektir. Bu konuda tecrübeli üreticiler bugün ortalama 35 ila 50 civarında hurda kullanmakta, kalanı için demir ve gerekli alaşım elemanları eritmeye sokulmaktadır. Bunlar sırasıyla demir hurdası, nikel, ferrokrom ile kalitelere göre diğer alaşım elemanları, örneğin Molibden, Titan, Neobium gibi.
Bugün Dünya platformunda Paslanmaz çeliğin takriben 120 kalitesi üretilmektedir. Ülkemizde şimdilik takriben 20 kalitesi kullanılmaktadır. Ülkemizde kullanılan temel kaliteler ise takriben 10 tanedir. Bunlar ferritic, austenitic ve martensitic iç yapı kristalleri içerenler ile duplex kaliteler başlıca varyasyonlarıdır.
Ülkemizin 2050 yılında takriben 100 milyon nüfusu olacağı düşünülürse, tüketimi asgari 6 kg / kişi / yıl hesabıyla 600.000 ton, azami 8 kg / kişi / yıl hesabıyla ise 800.000 ton olacaktır. Bugün Dünya üretiminin 1 ‘ ini tüketmekte olan bizler, 2050 yılında Dünya üretiminin yıllık artışını dikkate alarak yine Dünya üretiminin takriben 1 ila 1,5 kadarını tüketeceğiz. Bugünden kesinlikle söyleyebileceğimiz ve içinde bulunacağımız tehlikelerin başında 2050 yılında acaba paslanmaz çelik üretimi için gerekli olan hammadde stokları yeterli olacak mı dır ? Bu hammaddelerin fiatlarının kimler tarafından spekülasyonlarla finansmanlarının zorlaştırılacağı ve mevcut tesislerin hayat damarlarının kesileceği soru işaretleri olmalıdır. Çin devleti bugünden tüm Dünya sanayiinin kullanmakta olduğu hammadde stoklarını ve fiat politikalarını yönlendirmektedirler. Bu konuda ülkemizde herhangibir reel politikanın olmadığını üzülerek müşahade ediyoruz. Akıllıca yapılacak araştırmalar sonucu Ülkemiz gerçeklerinden hareket edersek, Dünya’da 4 ncü konumda olduğumuz krom maden üretimimizi ‘’Ferro Krom’a’’ dönüştürerek ihraç etmemizin Ülkemize yapacağı katkıyı hesaplamakta yarar görüyorum. Krom madeninin ihraç fiatları bugün için ton başına $ 360 ila 400 dolar arasındadır. Krom cevheri maden olarak endüstride kullanılmaz. Ferrokrom’a dönüştürüldükten sonra alaşım elementi olarak paslanmaz çelik ürünlerin temel hammaddesidir. Ferrokrom’un güncel fiatı Dünya borsasında Euro para birimi üzerinden işlem görmekte olup bugün için ton başına :
- Yüksek karbon içeren ferrokrom Euro 2.000 civarındadır.
- Düşük karbon içeren ferrokrom Euro 3.500 civarındadır.
1 ton ferrokrom elde etmek için ülkemizde takriben 2,6 ton krom cevheri kullanılmaktadır. 2010 yılında 2.150.000 ton krom cevheri takriben $ 209 / ton fiatı ile ihraç edilmiş ve takriben $ 450.000.000 elde edilmiş olmaktadır. Şayet bu miktarın tamamı yüksek karbonlu ferrokrom olarak ihraç edilse idi takriben 826.000 ton için € 2.000 = € 1.652.000.000 x kur 1,30 = $ 2.150.000.000 elde edilecekti. Bunun anlamı krom cevherinin beher tonunu $ 1.000 ‘a satmış gibi düşünmemiz ve hesaplamamız olacaktır. Diğer bir deyişle ülkemize $ 1.700.000.000 dolar artı döviz girmiş olacaktı. Bu hesabı bir de düşük karbonlu ferrokrom için yaparsak, elde edeceğimiz artı takriben 3 milyar dolar olacaktır. 1 yıllık yalnızca artı gelir ile her yıl bir paslanmaz çelik TAM entegre tesis kurabiliriz, ki şimdilik buna gerek duymayacağımızı bir daha belirtmek isterim. Bu yıl Güney Kore Tam Entegre Paslanmaz Çelik Üreticisi olan POSCO –ki İzmit/Kocaelinde yarı entegre ‘’rerolling’’ tesisi kurmak üzere proje safhasında Türk yetkililer ile görüşmektedir’’- üretim fazlası yarı mamul sıcak hadde paslanmaz çelikleri yarı entegre tesislerde soğuk haddeleyerek rant sağlamaya çalışacaktır. Ülkemize ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Ancak ne götüreceğini tahmin etmek zor değildir. En azından ileriki yıllarda ülkemizde kurabileceğimiz paslanmaz çelik tam entegre tesis projelerine Türk Yatırımcıların soğuk bakmalarını sağlayacağı kesindir. Meydanı boş bırakmayalım, kendimiz böyle bir tam entegre tesis kuralım dersek, kuruluş ve üretim aşamasına geçildikten sonra en az 5 yıllık bir ön üretim sürecine ihtiyaç vardır. Bunun örnekleri yakın zamandaki literatürlerde açıkça yazılmıştır. Ayrıca, yarı entegre tesisler dışa bağımlı olup, yarı mamul üreticilerinin direktifleri ve bize lütfedip bırakacakları asgari kar payına rıza göstermemizi sağlayacak, aslan payını herzaman olduğu gibi kendilerine ayıracaklarıdır. Bu problemin çözümü için en azından şimdiden paslanmaz çelik üretimi için KNOW-HOW verebilecek kapasitede üreticiler ile dirsek temasına geçmek, ülkemizde konuyu çok iyi bilen uzman kişilerin katılımı ile ülke menfaatlerini düşünerek görüşmelere başlamak yararlı olacaktır. Know How verebilecek olan üreticilerin kesinlikle ülkemizdeki yatırıma ortak olmalarını ve ellerini taşın altına sokmalarını sağlamak, ürünlerin en az 50’ sinin ihracaatını garanti ettirmek şartıyla yatırıma başlamaları için gerekli garantileri almak doğru olacaktır. Yatırım için gerekli tesislerin proje ve uygulamaları, tesisin üretim safhasına kadar olan bölümü için tesis know-how’ı almak şarttır. Üretim know-how’ı ise sonuç bölümü olarak düşünülmelidir. Tesis know-how’ı veren ile üretim know-how’ı verenlerin koordinasyonu ile Türk yatırımcıların bu koordinasyonun içinde olmaları birlikte sağlanmalıdır. Sonuç olarak böyle bir tecrübeli ve dürüst bir dış ortağı nasıl ve nerede bulabileceğimiz sorgulanmalıdır. Rekabet piyasası bu konuda kesinlikle bize yardımcı olacaktır.
Paslanmaz çelik üreticileri, yüksek kalitede ve düşük karbonlu paslanmaz çelik kalitelerini üretmek için hazır karbonu düşürülmüş ferrokromu tercih ederler. Normal kaliteleri üretmek için ise yüksek karbon içeren ferrokromu kullanır, üretim safhalarında kendi teknolojileri ile öngörülen karbon oranına indirgerler.
Görülüyor ki : Krom madenini olduğu gibi ihraç etmek yerine, madeni ferrokrom tesislerinde işleyerek katma değerli ürünü 3 ila 4 misli fiatla satmak mükündür. Bu nedenle öncelikle ve büyük bir hızla ferrokrom tesisleri kurmamız Ülke ekonomimize çok daha büyük katkı sağlayacaktır. Bu konuda yatırımcılarımızın proje bazında acil girişimleri beklenmelidir.
Gün bugündür, yansıması YARINLARADIR.........
Bugünle birlikte Yarınları düşünelim .
SAYGILARIMLA
– UFUK LEFLEF –
PASDER PASLANMAZ ÇELİK DERNEĞİ BAŞKANI
İstanbul, Mar
2010 Yılı Paslanmaz Çelik Raporu
9 dk okumaGörüş

