ÇİB Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler: “Savaş, Enerji ve Lojistik Maliyetlerini Arttırdı, Ancak Türkiye İçin Fırsatlar da Doğabilir
Küresel savaş ortamı, artan enerji fiyatları, Avrupa Birliği’nin yeni korumacılık adımları ve Çin’in agresif ihracat politikası global çelik sektörüne etkileri sürüyor. Türk çelik sektörü çok yönlü bir baskı altında.

Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Başkan Yardımcısı Uğur Dalbeler, Demir Çelik Store'ye sektördeki son gelişmeleri ve beklentileri değerlendirdi. Dalbeler, "Küresel gerilimler çelik sektöründe maliyet baskısını artırıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve lojistikte yaşanan sıkıntılar üretim ve ihracat maliyetlerini yukarı çekerken, Uzak Doğu'dan Avrupa'ya taşımacılığın maliyetini artırırken Türkiye gibi Avrupa'ya yakın üreticiler için yeni bir rekabet avantajı yaratabilir" diyor.
Dalbeler'e göre Ortadoğu'daki çatışmaların etkisi çift yönlü:
"Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış enerji maliyetlerimizi doğrudan yukarı çekiyor. Gemi bulmak zorlaştı, navlun fiyatları arttı. Bu da maliyetlerimize ciddi baskı yapıyor." Ancak Kızıldeniz ve Süveyş hattındaki risklerin Uzak Doğu'dan Avrupa'ya sevkiyatları pahalılaştırması, Türkiye'ye bölgesel pazarlarda sınırlı bir avantaj sağlayabilir. "Uzak Doğu'dan gelen malzemenin navlunu artarsa bu bizim lehimize olabilir. Ama genel tabloya baktığınızda belirsizlik ve maliyet baskısı ağır basıyor."
Son dönemde bölgede yaşanan savaşların çelik sektörüne etkisi nasıl oluyor?
Gemi bulmak zorlaşıyor ve nakliye maliyetleri yükseliyor
Savaşın etkisi birçok sektörde olduğu gibi çelik sektöründe de hissediliyor. Öncelikle enerji fiyatları artıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi, doğalgaz maliyetlerinin artması doğrudan üretim maliyetlerimizi etkiliyor. Ayrıca lojistik tarafında ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Gemi bulmak zorlaşıyor ve nakliye maliyetleri yükseliyor. Bu da ihracat yapan sektörler için önemli bir maliyet unsuru haline geliyor. Öte yandan bazı açılardan avantaj da oluşabilir. Özellikle Uzak Doğu'dan Avrupa'ya gelen ürünlerin Süveyş üzerinden taşınmasında maliyetlerin yükselmesi, Türkiye gibi coğrafi olarak Avrupa'ya yakın ülkeler için göreceli bir avantaj yaratabilir.
Türkiye'nin çelik ihracatı yılın ilk aylarında düşüş gösterdi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ocak ve Şubat aylarında ihracatta yaklaşık yüzde 17 civarında bir düşüş var. Ancak yılın başındaki verilere çok fazla anlam yüklememek gerekiyor. Yılın sadece ilk iki ayı toplamın yaklaşık yüzde 10'unu oluşturur. Bu nedenle o dönemdeki yüzde 10'luk bir değişim, yılın tamamına bakıldığında yüzde 1 gibi küçük bir etki yaratabilir.
Bu nedenle ben her zaman yılın ilk altı ayı geçmeden ihracat trendi hakkında kesin bir değerlendirme yapmam. Geçen yılın aynı döneminde çok yüksek bir ihracat yapılmış olabilir ve bu da karşılaştırmada düşüş gibi görünmesine yol açabilir.
Küresel çelik piyasasında Çin'in rolü uzun süredir tartışılıyor. Çin'in agresif ihracatı sektörü nasıl etkiliyor?
Çin hâlâ dünya çelik piyasasının en belirleyici aktörü. İç piyasalarında tüketemedikleri üretimi dış pazarlara yönlendiriyorlar. İhracatları son dönemde yaklaşık 130 milyon ton seviyelerine çıktı.
Bu kadar büyük bir hacim küresel piyasada fiyatları ciddi şekilde aşağı çekiyor. Çin için fiyat ikinci planda kalabiliyor çünkü temel hedefleri üretimi devam ettirmek ve stok birikmesini önlemek.
Türkiye'de üretim tarafında en büyük sorunlar neler?
Özellikle enerji ve işçilik maliyetleri çok hızlı arttı
En büyük sorun maliyetler. Özellikle enerji ve işçilik maliyetleri çok hızlı arttı. Enerji zaten çelik sektörünün en önemli gider kalemlerinden biri. Bunun üzerine son yıllarda işçilik maliyetleri de ciddi şekilde yükseldi. Metal işçileri için yapılan toplu sözleşmelerle ücretlerde önemli artışlar oldu. Yılın başında yaklaşık yüzde 28'lik bir artış gerçekleşti ve önümüzdeki dönemde enflasyona bağlı yeni artışlar da olacak.
Türkiye'de işçilik maliyetleri dolar bazında yaklaşık üç katına çıktı
Son beş yılda Türkiye'de işçilik maliyetleri dolar bazında yaklaşık üç katına çıktı. Bu da bizim rekabet gücümüzü ciddi şekilde etkiliyor.
Bu maliyet artışları üretimi nasıl etkiliyor?
Kapasite kullanım oranı düştüğünde sabit maliyetlerin birim maliyeti içindeki payı artar
Kapasite kullanım oranları düştü. Şu anda sektör genelinde yüzde 60–65 civarında seyrediyor. Kapasite kullanım oranı düştüğünde sabit maliyetlerin birim maliyet içindeki payı artar. Yani daha az üretim yaptığınızda işçilik ve diğer sabit giderler ürün başına daha yüksek maliyet yaratır. Bu da rekabet gücünü daha da zayıflatır. Bu nedenle bazı fabrikalar üretim hatlarını kapatıyor, bazıları üretimi geçici olarak durduruyor veya bakım dönemlerini uzatıyor.
Avrupa Birliği'nin ithalat politikalarında planladığı değişiklikler Türkiye'yi nasıl etkiler?
Avrupa'nın ithalatta uyguladığı kotaların yarıya düşürülmesi ve gümrük vergilerinin artırılması yönünde bir öneri var. Eğer bu düzenleme yürürlüğe girerse Türkiye için ciddi bir sorun yaratabilir. Çünkü Türkiye'nin çelik ihracatının yaklaşık yüzde 40'ı Avrupa Birliği'ne gidiyor. Kotaların yarıya düşmesi toplam ihracatımızda yaklaşık yüzde 20'lik bir kayıp anlamına gelebilir. Bu da birkaç milyar dolarlık bir ihracat kaybı demek.
Avrupa Birliği'nin sınırda karbon düzenlemesi konusunda da belirsizlikler var. Bu konuda sektör ne durumda?
Şu anda sistem tam olarak netleşmiş değil. Firmalar emisyon verilerini raporluyor ancak ne kadar vergi ödenecek, nasıl hesaplanacak gibi konuların detayları henüz tam belirlenmiş değil.
Aslında vergiyi üretici değil, Avrupa'daki ithalatçı ödeyecek. Ama ithalatçı bu maliyeti doğal olarak fiyatlara yansıtacak. Dolayısıyla dolaylı olarak üreticiyi etkileyecek.
Türkiye açısından bir başka sorun da emisyon hesaplamalarında bize yüksek değerler verilmesi. Oysa Türkiye'de çelik üretiminin büyük kısmı elektrik ark ocaklarında yapılıyor ve bu yöntem yüksek fırınlara göre daha düşük emisyon yaratıyor.
Küresel rekabette Türkiye'nin karşısındaki en güçlü rakipler kimler?
İran ambargolar nedeniyle ürünlerini çok düşük fiyatlarla piyasaya sunabiliyor
Çin zaten en büyük rakip. Bunun yanında Rusya da ciddi bir baskı oluşturuyor. Ukrayna savaşı nedeniyle eski pazarlarını kaybettikleri için ürünlerini çok daha düşük fiyatlarla satabiliyorlar.
Ayrıca İran da ambargolar nedeniyle ürünlerini çok düşük fiyatlarla piyasaya sunabiliyor. Bazı durumlarda farklı ülkeler üzerinden menşe değiştirerek bu ürünler küresel pazarlara giriyor.
İç piyasada talep nasıl?
İç piyasada talep tamamen kötü değil. Deprem bölgesindeki konut projeleri ve İstanbul'daki kentsel dönüşüm faaliyetleri belirli bir talep yaratıyor.
Ancak geçmişte talebin önemli bir kısmını oluşturan büyük kamu projeleri şu anda daha sınırlı. Otoyollar, havalimanları, büyük altyapı projeleri gibi yatırımların azalması iç talebi de etkiliyor.
Gelecek döneme ilişkin beklentiniz nedir?
Küresel lojistik maliyetleri uzak üreticileri dezavantajlı hale getirirse Türkiye'nin coğrafi avantajı yeniden öne çıkabilir
Kısa vadede piyasada ciddi bir toparlanma beklemek zor. Küresel talep zayıf, maliyet baskısı yüksek ve rekabet çok sert. Ancak yılın ikinci yarısından itibaren bazı dengelenmeler olabilir. Özellikle Avrupa'da faizlerin düşmesi talebi canlandırabilir. Ayrıca küresel lojistik maliyetleri uzak üreticileri dezavantajlı hale getirirse Türkiye'nin coğrafi avantajı yeniden öne çıkabilir.
Çelik sektörü geçmişte de birçok kriz yaşadı. 1994, 2001 ve 2008 krizleri gibi çok zor dönemlerden geçtik. Her seferinde sektör bir şekilde ayakta kalmayı başardı. Bu dönemi de aşacağımıza inanıyorum.
