MAKFED Başkanı Adnan Dalgakıran: Türkiye'de üretim maliyetleri Japonya seviyesine ulaştı
Türkiye'nin seri üretimde rekabet gücünü yitirdiğini savunan Dalgakıran, sanayinin niş teknoloji alanlarına ve mühendislik odaklı çözümlere yönelmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran, yüksek enflasyonun Türkiye'deki üretim maliyetlerini Japonya seviyesine taşıdığını açıkladı. Dalgakıran, yönetim kurulu başkanı olduğu Dalgakıran Kompresör'ün Japon ortağı IHI'nın temsilcisinin bir toplantıda "Türkiye'de ne oldu da maliyetler Japonya'dakilerle eşit noktaya geldi?" diye sorduğunu aktardı.
Rakamlar bu soruyu destekler nitelikte. Dalgakıran Kompresör'ün Dilovası'ndaki fabrikasında personel yemek ve servis bütçesi dört yılda 1 milyon Euro'dan 3 milyon Euro'ya çıktı. Aynı dönemde kişi başına gelir 10 bin dolardan 17 bin doların üzerine yükseldi; ancak bu artış üretim kapasitesinden değil TL'nin değerlenmesinden kaynaklandı. Dört yıl önce bin dolar maaş alan bir çalışan bugün 3 bin dolar alıyor, ama alım gücü o dönemin gerisinde kalıyor. Dalgakıran'ın özetiyle: "İşçi de durumundan memnun değil, işveren de."
Maliyet baskısı fiyatlara da yansıyamıyor. Son iki yılda enflasyon yüzde 116 artarken kompresör fiyatları yalnızca yüzde 51 yükselebildi. Çin'deki rakipler ise Organize Sanayi Bölgeleri'ndeki lojmanlar sayesinde servis giderinden muaf üretiyor.
Seri üretimde şans kalmadı, çıkış yolu niş teknoloji
Dalgakıran'a göre Türkiye'nin seri üretim alanlarında rekabet şansı neredeyse bitti. Devasa ölçeklerle üreten, Avrupa sanayisini zorlayan ve ABD'yi gümrük duvarlarını yükseltmeye iten Uzak Doğu karşısında aynı kulvarda yarışmak artık mümkün değil. Üstelik Türk şirketleri dünya ölçeğinde küçük kalıyor: Almanya'da aynı alanda 5 firma faaliyet gösterirken Türkiye'de bu sayı 55'e ulaşıyor; Çin ve Almanya'daki KOBİ'ler Türk muadillerinin 20-30 katı büyüklüğünde.
Dalgakıran çıkış yolunu niş ve yüksek teknoloji ürünlerinde görüyor. "Dünyada yüz binlerce satılan ürünler değil, tanesi 1-2 milyon dolar olan ama toplamda 2 bin adet satılan teknoloji ürünlerine odaklanmalıyız" diyen Dalgakıran, mühendislik hizmeti ve komple tesis çözümleriyle Uzak Doğu karşısında avantaj sağlanabileceğini, pazarın yüzde 30'unun zaten bu modelle oluştuğunu belirtti.
Orta gelir hikayesinin sonu
Mevcut tabloyu ekonomik kriz olarak tanımlamaktan kaçınan Dalgakıran, yaşananı "düşük gelirden orta gelire çıkış hikayesinin sona ermesi" olarak nitelendirdi. Son yıllarda büyümenin üretimle değil tüketim, hizmet ve finans sektörüyle sağlandığını, bu modelin kalıcı refah üretemeyeceğini vurguladı. Benzer bir sıkışmışlığın Avrupa'da da yaşandığını hatırlatarak "Toplumlar hikaye yazmaz; o ülkenin akıllı insanları bir araya gelip strateji kurar. Türkiye'de şu an böyle bir işaret yok" dedi.
Türkiye'nin 1990'larda geriden gelmenin avantajını kullanamadığını, 2000'lerin başındaki hızlı büyüme döneminde ise teknoloji yatırımlarını ihmal ettiğini hatırlatan Dalgakıran, sanayinin hizmet sektörüne göre yavaş ama kalıcı büyüdüğü uyarısını yaptı: "Hizmet sektörü aşırı öne çıktığında yeniden sanayileşmek zorlaşır."
Teşvik bol, etki analizi yok
Türkiye gayrisafi milli hasılaya oranla dünyada en çok teşvik veren ülkeler arasında yer alıyor. Ancak Dalgakıran'a göre teşviklerin etki analizi hiç yapılmadı. "30 yıllık bir şirketin varlığını sürdürmesi için teşvik verilir mi?" sorusunu yönelten Dalgakıran, rakip ülkelerdeki firmaların yüzde 3 faizle 10-15 yıl vadeli kredi kullanabildiğine, Türkiye'de ise böyle bir finansman imkânının hiç olmadığına dikkat çekti. Bir dönem tek avantaj olan düşük işgücü maliyeti de artık geçmişte kaldı.
Ar-Ge ve inovasyon teşviklerinin de beklenen çıktıyı veremediğini söyleyen Dalgakıran, bunun nedenini kültürel altyapıda aradı: "Ar-Ge bir kültürdür. O kültürü besleyen eğitim ve zihinsel altyapı gerekir. Kültürel doku bu insan kaynağını üretmeye uygun değilse gökten para yağdırsanız sonuç alamazsınız."
Kaynak: Ekonomim - Vahap MUNYAR
