İçeriğe geç

Demir çelikte CBAM itirazı: Varsayılan emisyon değerleri Türkiye'yi yüksek gösteriyor

Yalçın Ertan, AB'nin CBAM hesaplamasında kullanılan varsayılan emisyon değerlerinin Türkiye'nin EAF ağırlıklı üretimini yansıtmadığını söyledi.

Demir Çelik · Haber Merkezi
Demir çelikte CBAM itirazı: Varsayılan emisyon değerleri Türkiye'yi yüksek gösteriyor

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, Avrupa Birliği'nin 1 Ocak 2026 itibarıyla mali aşamaya geçen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nda (CBAM) kullanılan varsayılan emisyon değerlerinin Türkiye'nin demir çelik üretim yapısını yansıtmadığını söyledi. Ertan, elektrik ark ocağı ağırlıklı üretim yapan Türkiye'nin daha yüksek emisyonlu entegre tesislerle aynı hesaplama mantığına tabi tutulmasının, ihracatçı açısından doğrudan maliyet ve fiyat baskısı yarattığını belirtti.

Ertan'a göre sorun, mekanizmanın varlığından çok uygulamadaki hesaplama yöntemi. Avrupa Birliği, karbon kaçağını sınırlamak ve ithal ürünlerdeki karbon maliyetini AB içindeki üreticiyle uyumlu hale getirmek istiyor. Ancak ihracatçılar, bu hedefe giderken ülke bazlı üretim yapısının ve tesis verisinin doğru okunmaması halinde düşük emisyonlu üreticinin de yüksek karbonluymuş gibi fiyatlandığını savunuyor.

İtirazın odağında Türkiye'nin EAF ağırlıklı üretim yapısı var

Türkiye'de demir çelik üretiminin büyük bölümü elektrik ark ocağı (EAF) yöntemiyle, yani yüksek oranda hurda bazlı olarak yapılıyor. Bu yapı, kömür bazlı yüksek fırın rotasına kıyasla daha düşük karbon yoğunluğu anlamına geliyor. Ertan'ın çıkışı da tam burada düğümleniyor: doğrulanmış gerçek emisyon verisi yerine varsayılan değer kullanıldığında, Türkiye'nin fiili performansı tabloya yeterince yansımıyor.

Sektörde bu başlık yeni değil. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan da yılın başında bazı yassı ürün ve filmaşin gruplarında kullanılan varsayılan değerlerin, Türkiye'deki EAF bazlı üretimin beklenen emisyon seviyesinin oldukça üzerinde kaldığını söylemişti. Bu nedenle tartışma artık teknik bir ayrıntı olmaktan çıktı; AB'ye satış yapan firmalar için teklif fiyatını, marjı ve sipariş alma ihtimalini etkileyen ticari bir dosyaya dönüştü.

Ertan'ın dikkat çektiği bir başka nokta da karşılaştırma meselesi. Türkiye'nin bazı ürün gruplarında, üretimin çok daha büyük kısmını yüksek emisyonlu yöntemlerle yapan ülkelerden bile daha yüksek bir karbon profiliyle temsil edildiği görüşü sektör tarafından kabul görmüyor. İhracatçı cephesi, tesis bazlı ve akredite biçimde doğrulanmış verilerin esas alınması halinde Türkiye'nin rekabet gücünün daha doğru yansıtılacağını savunuyor.

Ankara ile Brüksel arasında dosya kapanmış değil

Mart 2026'da yapılan Türkiye-AB temaslarında da aynı başlıklar masadaydı. Taraflar, Türkiye'nin yenilenebilir enerji yapısının SKDM hesaplamalarına nasıl yansıtılacağını, ihracatçıların varsayılan değerler yerine doğrulanmış gerçek emisyon verilerini hangi çerçevede kullanabileceğini ve bazı sektörlerdeki varsayılan emisyon değerlerinin revizyonunu görüştü. Bu tablo, Ankara'nın meseleyi yalnızca sektör talebi olarak değil, ticaret politikası başlığı olarak ele aldığını gösteriyor.

Doğrulama tarafında ise sahadaki belirsizlik tamamen dağılmış değil. Resmî çerçevede 2026 ile birlikte doğrulama dönemi başlamış olsa da ihracatçıların zamanında ve erişilebilir maliyetle doğrulama hizmeti alıp alamayacağı, uygulamanın seyrini belirleyecek. Çünkü sistem kâğıt üzerinde gerçek veriyi teşvik ediyor; pratikte firmalar bu veriyi doğrulatamazsa yine varsayılan değerlere mahkûm kalabiliyor.

Önümüzdeki kısa dönemde gözler iki başlıkta olacak. İlki, Avrupa Komisyonu'nun sertifika fiyatı ve uygulama kılavuzlarıyla piyasaya vereceği sinyal. İkincisi ise Türkiye'nin EAF ağırlıklı üretim avantajını tesis verisiyle görünür hale getirip getiremeyeceği. Bu eşik aşılırsa CBAM, Türk çeliği için yalnızca yeni bir maliyet kalemi değil, düşük karbonlu üretimi fiyatlayan yeni bir rekabet alanına da dönüşebilir.

Yalçın Ertan'n CBAM varsayılan emisyon değerlerine itirazı nedir?
Ege Demir İhracatçıları Birliği Başkanı Ertan, AB'nin kullandığı varsayılan emisyon değerlerinin Türkiye'nin EAF ağırlıklı üretim yapısını doğru yansıtmadığını savunuyor. Bu nedenle düşük karbonlu Türk üreticileri, yüksek emisyonlu tesislerle aynı maliyet yükü taşımak zorunda kalıyor.
Türkiye'nin EAF bazlı üretimi neden karbon avantajı sağlamalıdır?
Türkiye demir-çelik üretiminin büyük bölümünü hurda bazlı EAF yöntemiyle yapıyor. Bu yapı, kömür bazlı yüksek fırın rotasına kıyasla çok daha düşük karbon yoğunluğu anlamına geliyor; ancak varsayılan değerler bu avantajı gereği gibi yansıtmıyor.
Ankara ve Brükseli arasında CBAM görüşmeleri nereye gidiyor?
Mart 2026'daki Türkiye-AB temaslarında taraflar Türkiye'nin yenilenebilir enerji yapısının CBAM hesaplamalarına yansıtılmasını ve doğrulanmış emisyon verilerinin hangi çerçevede kullanılabileceğini görüştü. Konu Ankara için artık ticaret politikası başlığına taşındı.
Doğrulama kapasitesi sorunu ihracatçıları nasıl etkiliyor?
AB mevzuatına göre akredite doğrulayıcı sayısı sınırlı ve Avrupa dışındaki akreditasyon süreçleri tamamlanmadı. Bu nedenle ihracatçılar zamanlı ve erifşilebilir maliyetle doğrulama hizmeti alamazsa varsayılan değerlere mahkûm kalıyor.
Türk çelikinin CBAM'da haksız değerlendirildiğinin somut göstergesi nedir?
Sektör temsilcileri, Türkiye'nin bazı ürün gruplarında, üretiminin çok büyük kısmını yüksek emisyonlu yöntemlerle yapan ülkelerden bile daha yüksek bir karbon profiliyle temsil edildiğini belirtiyor. Bu durum, varsayılan değerlerin Türkiye'nin gerçek EAF avantajını görmezden geldiğini gösteriyor.

Bu web sitesi çerezler kullanmaktadır. Detaylı bilgi için Çerez Politikası sayfamızı inceleyebilirsiniz.