Skip to main content
Demir Çelik

Fatih Gökçe: SKDM'ın mali dönemi çelik sektöründe rekabet dengelerini değiştiriyor

Diler Demir Çelik CSO'su Fatih Gökçe'ye göre SKDM'ın mali dönemi çelik sektöründe rekabeti karbon yoğunluğu üzerinden yeniden şekillendiriyor.

3 dk okuma
Fatih Gökçe: SKDM'ın mali dönemi çelik sektöründe rekabet dengelerini değiştiriyor

Diler Demir Çelik Grubu CSO'su Fatih Gökçe, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) 1 Ocak 2026 itibarıyla mali aşamaya geçmesiyle çelik sektöründe rekabet dinamiklerinin köklü biçimde değişeceğini savunuyor. Gökçe'ye göre AB'ye çelik ihraç eden firmalar artık ürünlerinin gömülü emisyonları için SKDM sertifikası satın almak zorunda; sertifika fiyatının EU ETS karbon fiyatına endekslenmesi, karbonu doğrudan bir ticari maliyet kalemine dönüştürdü.

2023-2025 arasında SKDM yalnızca bir raporlama mekanizması olarak işledi. Üreticiler gömülü emisyonlarını bildirdi ancak finansal bir yükümlülükle karşılaşmadı. Mali dönemle birlikte tablo değişti. Gökçe, bu geçişin çelik gibi enerji yoğun sektörlerde uluslararası ticaretteki rekabet dengelerini doğrudan etkileyeceğini vurguluyor.

Gömülü emisyonlar ve öncül girdilerin etkisi

SKDM'ın merkezinde gömülü emisyon kavramı yer alıyor. Bir çelik ürününün üretim sürecinde ortaya çıkan toplam sera gazı emisyonlarını kapsayan bu hesaplama üç kaynağa dayanıyor: üretim proseslerinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar, kullanılan elektriğin emisyon yükü ve pik demir, HBI/DRI gibi ara girdilerin taşıdığı emisyon değerleri.

Gökçe, öncül girdilerin hesaba dahil edilmesinin tedarik zincirinin tamamını karbon muhasebesinin parçası haline getirdiğine dikkat çekiyor. Bir tesis elektrik ark ocağıyla düşük emisyonlu üretim yapsa bile karbon yoğun girdiler kullanıyorsa nihai ürünün emisyon değeri yükseliyor. Üretim teknolojisi kadar ham madde seçimi de belirleyici.

Doğrulanmış veri ile varsayılan değerler arasındaki uçurum

Emisyon hesaplamalarında iki yol var. Birincisi, tesis bazlı gerçek verilerin AB metodolojisine uygun şekilde hesaplanması ve akredite kuruluşlarca doğrulanması. Bu yol ürünün fiili karbon profilini yansıtıyor. İkincisi ise sektör ortalamalarına dayanan varsayılan emisyon değerleri.

Gökçe bu noktada net bir uyarıda bulunuyor:

Veri doğrulayamayan üretici karbon maliyetini kontrol edemez.

Elektrik ark ocağı gibi düşük emisyonlu teknoloji kullanan tesisler, doğrulanmış veri sunamadığında sektör ortalamaları üzerinden değerlendiriliyor — gerçek performanslarını yansıtmayan bir maliyet yüküne katlanmak zorunda kalıyorlar. Aynı durum tedarik zincirindeki öncül girdiler için de geçerli; emisyon verileri doğrulanamadığında sistem otomatik olarak varsayılan değerleri esas alıyor.

Doğrulama kapasitesi ise ayrı bir darboğaz. AB mevzuatına göre akredite doğrulayıcı kuruluş sayısı sınırlı; Avrupa'daki mevcut yapılar tüm ihracatçı ülkelere aynı anda hizmet verecek durumda değil. AB dışındaki ülkelerde akreditasyon süreçleri henüz tamamlanmadı. Gökçe'nin altını çizdiği bir diğer husus, doğrulama talebinin yalnızca çelikten değil alüminyum, çimento ve gübre sektörlerinden de eş zamanlı gelmesi. SKDM'ın ilk yıllarında bu kapasite sorunu varsayılan değer kullanımını zorunlu kılabilir.

SKDM maliyetini belirleyen beş faktör

Gökçe'nin analizine göre SKDM kapsamında oluşacak karbon maliyeti, satın alınması gereken sertifika sayısı ile AB karbon fiyatının çarpımıyla hesaplanıyor. Ancak sertifika sayısını belirleyen tek değişken ürünün emisyon yoğunluğu değil. Beş temel faktör devreye giriyor: ürünün gömülü emisyon yoğunluğu, verilerin doğrulanmış ya da varsayılan değerlere dayanması, EU ETS kapsamındaki ücretsiz tahsisatların kademeli kaldırılma takvimi, uygulamadaki geçiş faktörü ve üretim ülkesinde ödenmiş yerel karbon fiyatları.

Yüksek hacimli ticarette küçük emisyon farkları bile toplam maliyeti ciddi ölçüde değiştirebiliyor. Gökçe, şirketlerin SKDM maliyetini tek bir sabit rakam yerine değişkenlere bağlı bir aralık olarak modellemesini öneriyor.

Tedarik zincirinde karbon yeni rekabet parametresi

Avrupalı ithalatçılar tedarikçi tercihlerinde fiyat ve kalitenin yanına üçüncü bir parametre ekledi: karbon ayak izi. Düşük emisyonlu üreticilerle çalışma eğilimi güçleniyor. Gökçe, birçok Avrupa müşterisinin yeni satış sözleşmelerinde doğrulanmış emisyon verisi şartı koyduğunu belirtiyor; karbon verisi sürdürülebilirlik raporlarının ötesine geçerek doğrudan ticari müzakerelerin parçası oldu.

Uyumsuzluk riskleri de göz ardı edilemez. SKDM düzenlemesine göre emisyon beyanlarının yapılmaması veya hatalı yapılması maddi yaptırımlara yol açabiliyor. Sistematik uyumsuzluk durumunda ise AB pazarına erişimin kendisi tehlikeye girer. Gökçe, SKDM'ın salt bir çevre düzenlemesi olmaktan çıkarak Avrupa pazarına giriş koşuluna dönüştüğünü vurguluyor.

Gökçe'ye göre çelik üreticilerinin bu döneme hazırlıkta üç alana öncelik vermesi gerekiyor: emisyon veri yönetimi ve doğrulama altyapısının kurulması, tedarik zincirinin karbon profilinin uçtan uca analiz edilmesi ve düşük karbonlu enerji ile üretim stratejilerinin şekillendirilmesi. Önümüzdeki dönemde sektörde rekabeti belirleyecek temel ayrım, karbon maliyetini etkin şekilde yönetebilme kapasitesi olacak.

Erişilebilirlik