Almanya Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Lars Klingbeil, Çin’in sanayi politikalarının Avrupa’daki üreticiler üzerinde oluşturduğu baskının giderek arttığını belirterek, ülkesinin Çin’e karşı daha kararlı bir ticaret politikası izlemesi çağrısında bulundu.
Bitterfeld-Wolfen’de yaptığı konuşmada Çin’in özellikle sübvansiyonlar, kapasite fazlası ve çeşitli ticaret uygulamalarıyla rekabet koşullarını bozduğunu savunan Klingbeil, Almanya’nın artık yalnızca geleneksel serbest ticaret ilkelerine dayanarak hareket edemeyeceğini ifade etti.
Klingbeil, Çin’in uygulamalarına ilişkin olarak, “Kurallara uymuyorlar. Aşırı kapasite, devlet sübvansiyonları, ortak girişim yükümlülükleri; bunların hepsi” ifadelerini kullanarak Avrupa’nın daha güçlü bir politika geliştirmesi gerektiğini söyledi.
Çelikte rekabet baskısı büyüyor
Almanya’dan gelen bu açıklamalar, Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücüne ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor. Özellikle çelik ve otomotiv gibi stratejik sektörlerde Çin kaynaklı ürünlerin Avrupa pazarındaki ağırlığının artması, üretim kapasitesinin korunması ve ticaret savunma araçlarının güçlendirilmesi taleplerini artırıyor.
Avrupalı politika yapıcılar, Çin’in yüksek üretim kapasitesinin ve devlet desteklerinin küresel piyasalarda fiyat baskısı oluşturduğunu savunurken, Avrupa’daki üreticilerin enerji maliyetleri, karbonsuzlaşma yatırımları ve zayıf talep gibi ek sorunlarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekiyor.
Klingbeil de özellikle çelik ve otomotiv üretimindeki gelişmeleri Avrupa’nın sanayi politikası açısından stratejik bir konu olarak değerlendiriyor.
AB, Çin’e karşı yeni önlemler hazırlıyor
Avrupa Birliği’nin Çin ile olan ticaret dengesizliğini azaltmaya yönelik çalışmaları da hız kazanmış durumda. Haziran ayında AB liderleri, Çin ile ticarette yaşanan dengesizliğin giderilmesine yönelik ek önlemler hazırlanması için Avrupa Komisyonunu görevlendirdi.
Çelik sektöründe ise AB’nin ticaret savunma mekanizmaları yeniden şekilleniyor. Avrupa Çelik Birliği (Eurofer), AB’nin yeni çelik ticareti önlemini küresel kapasite fazlasına ve yüksek ithalat seviyelerine karşı önemli bir adım olarak değerlendiriyor.
1 Temmuz’da yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle, gümrüksüz çelik ithalat kotasının 18,3 milyon tona düşürülmesi ve kota tahsis sisteminin revize edilmesi öngörülüyor.
Düzenlemenin temel amaçları arasında küresel aşırı kapasitenin ve haksız ticaret uygulamalarının Avrupa üreticileri üzerindeki etkisini sınırlandırmak bulunuyor.
Eurofer verilerine göre AB’ye yarı mamul ve mamul çelik ithalatı 2025 yılında yüzde 14 artarak 40 milyon tona ulaşırken, AB’nin ham çelik üretimi yüzde 2,9 gerileyerek 125,8 milyon tonla rekor düşük seviyeye indi. Bu tablo, Avrupa’da ithalatın artmasına karşın yerli üretim kapasitesinin zayıfladığına ilişkin endişeleri güçlendiriyor.
Yeşil çelikte rekabet riski
Klingbeil’in değerlendirmeleri yalnızca geleneksel çelik üretimiyle sınırlı değil. Avrupa üreticilerinin bir taraftan yüksek karbonsuzlaşma maliyetleriyle karşı karşıya bulunduğunu, diğer taraftan Çin’in daha düşük maliyetlerle yeşil çelik üretme kapasitesini artırdığını belirten Klingbeil, bu durumun Avrupa sanayisi için yeni bir rekabet riski yarattığına işaret ediyor.
Avrupa çelik sektöründe karbonsuzlaşma yatırımlarının sürdürülebilmesi için üreticilerin hem rekabetçi enerji maliyetlerine hem de istikrarlı bir talep yapısına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Ancak yüksek enerji fiyatları, hidrojen tedarikindeki belirsizlik ve düşük talep beklentileri, planlanan yatırımların önündeki önemli engeller arasında yer alıyor.
PwC Almanya tarafından ağustos ayında yayımlanan bir araştırmaya göre, Avrupa çelik sektöründeki dönüşüm süreci yavaşlarken açıklanan yeşil çelik projelerinin neredeyse yarısının ertelendiği, küçültüldüğü veya durdurulduğu belirtiliyor.
Aynı dönemde Körfez ülkeleri ve Hindistan’da Avrupa pazarına ihracat amacı taşıyan yeni düşük emisyonlu çelik üretim kapasitelerinin kurulması, Avrupa üreticileri açısından rekabet baskısının gelecekte daha da artabileceği endişesini doğuruyor.
“Avrupa’da üret” yaklaşımı güç kazanıyor
Çin kaynaklı rekabet baskısı, Avrupa’da sanayi politikasında da yeni bir yaklaşımın güçlenmesine yol açıyor. Özellikle stratejik sektörlerde “Avrupa’da Üret” ve “Avrupa’dan Al” gibi politikaların desteklenmesi yönündeki çağrılar giderek daha fazla gündeme geliyor.
Alman otomotiv endüstrisi tarafında yapılan değerlendirmelerde, Çin’den Avrupa’ya yapılan otomotiv parçası ithalatının son beş yılda 3,9 milyar eurodan 7,3 milyar euroya yükseldiği ve bu rakamın AB’nin toplam otomotiv bileşenleri ithalatının yaklaşık dörtte birine karşılık geldiği belirtiliyor. Bu eğilim, Avrupa otomotiv ve çelik sektörlerinde üretim kapasitesinin korunması için daha aktif ticaret ve sanayi politikalarının uygulanması yönündeki baskıyı artırıyor.
Avrupa Komisyonunun gündemindeki Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act) da bu yaklaşımın önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Önerilen düzenlemede kamu alımlarında Avrupa’da üretilen ürünlere yönelik kriterler getirilmesi ve düşük karbonlu üretimi destekleyen mekanizmaların oluşturulması planlanıyor.
Yeşil dönüşüm ile ticaret politikası birbirinden ayrılmıyor
Avrupa çelik sektöründeki tartışmaların önemli bir boyutunu da karbonsuzlaşma ile rekabet politikalarının artık birlikte ele alınması oluşturuyor.
Eurofer, artan ithalat baskısının ve küresel çelik kapasite fazlasının, şirketlerin milyarlarca euroluk düşük karbonlu üretim yatırımları gerçekleştirmeye çalıştığı bir dönemde Avrupa’daki üretimin ekonomik sürdürülebilirliğini zayıflattığı görüşünde.
Mannheim Üniversitesindeki ekonomistler tarafından yayımlanan bir çalışmada da düşük üretim maliyetlerinin tek başına Avrupa’da iklim nötr çelik üretiminin başarısı için yeterli olmayacağı değerlendirilirken, iç talebi destekleyecek “Avrupa’dan Alım” politikaları, ticaret koruma araçları ve stratejik üreticilere yönelik kamu desteği gibi önlemlerin gündeme alınması gerektiği savunuluyor.
Enerji ve hidrojen maliyeti kritik
Avrupa’nın yeşil çelik dönüşümünde karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan biri ise enerji maliyetleri ve düşük karbonlu hidrojenin erişilebilirliği.
Çelik üretiminin karbonsuzlaştırılması için büyük ölçekli elektrik ve hidrojen yatırımlarına ihtiyaç duyulurken, bu girdilerin maliyetlerinin Avrupa dışındaki rakiplere göre yüksek olması üreticilerin rekabet gücünü olumsuz etkileyebiliyor.
Piyasa oyuncuları da gelecekteki yeşil çelik talebine ilişkin belirsizliği yatırımların önündeki başlıca engellerden biri olarak gösteriyor. Üreticiler açısından yeni kapasitelere yatırım yapabilmek için yalnızca teknolojinin ve finansmanın değil, düşük karbonlu çeliğe yönelik yeterli ve öngörülebilir talebin de oluşması gerekiyor.
Avrupa çeliğinde kritik dönem
Almanya’dan gelen açıklamalar, Avrupa’nın Çin karşısındaki rekabet stratejisinde yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor. Ticaret savunma önlemleri, sanayi destekleri ve “Avrupa’da üretim” politikaları giderek daha fazla ön plana çıkarken, çelik sektörünün karbonsuzlaşma hedefleri de bu politikaların merkezine yerleşiyor.


